menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SÜPER LİG’İN ARAF GÜNLERİ

13 0
09.10.2026

Milli ara bitti. Süper Lig’e, yedinci haftadan itibaren kaldığımız yerden devam ediyoruz. Takvim yeniden maçları, puan hesaplarını, şampiyonluk yarışını ve küme düşme korkusunu önümüze koyacak. Tribünler dolacak, ekranlarda yorumlar başlayacak, hakem kararları yine tartışılacak.

 

Ama bir sorun var…

 

Biz bu araya hangi futbolun içinden girdik, hangi futbolun içine dönüyoruz?

 

Çünkü geride bıraktığımız günler yalnızca millî maçlarla geçmedi. Millî takımın performansını, Montella’nın geleceğini, oyuncuların yeterliliğini konuşmamız gereken günlerde Türk futbolunun gündemi başka karanlık başlıklarla doldu. MHK, TFF, istifalar, bahis iddiaları, teşvik tartışmaları ve hakemlerin güvenilirliği… Futbolun kendi meseleleri, futbolun kendisini konuşulamaz hâle getirdi.

Sanki Süper Lig’in kapısına bir tabela asılmıştı: Buradan itibaren futbol oynanmaz, önce günahların hesabı görülür!

Şimdi ise yeni bir dönemin başladığı söyleniyor.

 

Yedinci hafta itibarıyla Trendyol Süper Lig’de görev yapacak hakemlerin atama sürecinin, MHK Elit Hakem Direktörü Anthony Taylor’ın teknik değerlendirmeleri doğrultusunda gerçekleştirileceği açıklandı. Yabancı hakem tartışmalarının, kulüplerin taleplerinin ve mevcut sisteme duyulan güvensizliğin ortasında bu karar, Türk futbolunun önüne yeni bir sayfa açma iddiası taşıyor.

 

Peki, gerçekten yeni bir sayfa mı açıyoruz?

 

Yoksa eski defterin üzerine yalnızca yabancı bir imza mı atıyoruz?

 

Dante’nin Cehenneminden Türk futbolunun Araf’ına Dante Alighieri, İlahi Komedya’nın ilk durağında bizi Cehennem’e götürür. Vergilius’un rehberliğinde karanlığın katmanlarından geçeriz. Her dairede başka bir günah, her durakta başka bir hesap, her karşılaşmada insanın kendi yaptıklarıyla yüzleşmesi vardır.

 

Cehennem, yalnızca cezalandırılanların mekânı değildir; insanın kendi eylemlerinin sonuçlarıyla karşılaştığı bir aynadır.

 

Türk futbolunun son haftalarda yaşadıklarını düşününce insanın aklına ister istemez Dante geliyor. Elbette edebiyatın Cehennem’iyle futbolumuzun sorunları arasında doğrudan bir eşitlik kuramayız. Fakat bir sistemin içine yerleşen güvensizliği, kuralsızlığı ve hesap vermezliği anlatmak için Dante’nin karanlığından daha güçlü bir edebî metafor bulmak da kolay değil.

 

Bahis iddialarıyla sarsılan bir futbol düzeni… Hakemlerin kararlarına güvenmekte zorlanan kulüpler… Yönetim mekanizmalarının bağımsızlığına ilişkin sorular… Birbirini suçlayan, fakat ortak bir çözüm için aynı masanın etrafında buluşmakta zorlanan aktörler…

 

Ve bütün bunların ortasında, oyunun asıl sahibi olan taraftar.

 

Taraftar, sahada adalet istiyor. Yöneticiler adaletin kendileri için de uygulanmasını bekliyor. Hakemler baskıdan uzak görev yapmak istiyor. Futbol kamuoyu ise kimin haklı olduğunu değil, hangi kurala kimin tabi olduğunu öğrenmek istiyor.

 

Çünkü adalet, yalnızca yanlış kararın düzeltilmesi değildir. Doğru kararın hangi ölçütle verildiğinin de bilinmesidir.

 

Dante’nin yolculuğu bize şunu hatırlatır: Karanlığın içinden geçmek, karanlığın sona erdiği anlamına gelmez. Önce onun nereden geldiğini görmek, sonra da o karanlıktan çıkmayı göze almak gerekir.

 

Kulüpler Birliği’nin sessizliği ve yabancı hakemin gölgesi

 

Bu karanlık tablonun bir başka tarafında kulüpler var.

 

Türk futbolunun yönetimine ilişkin sorunlar yıllardır konuşuluyor. Hakem tartışmaları her sezon başka biçimlerde karşımıza çıkıyor. Kulüpler, aleyhlerine verilen kararları gündeme taşırken ortak bir hakemlik standardı, şeffaf atama sistemi ve bağımsız denetim talebinde bulunmakta aynı kararlılığı her zaman gösteremiyor.

 

Kulüpler Birliği’nin yaşananlar karşısındaki tutumu da bu nedenle sorgulanmalı. Birlik, yalnızca kulüplerin çıkarlarının kesiştiği yerde mi sesini........

© Fotospor