Xi’nin büyük bahsi: Çin bir tekno-endüstriyel süper güce mi dönüşüyor?
Çin’i ilk kez 1989’da gördüğümde bugünkü ülkeyi hayal etmek kolay değildi.
Pekin’de bisiklet denizleri vardı. Yabancı markalar sınırlıydı. Çin’in dünya ekonomisindeki ağırlığı bugünküyle kıyaslanamayacak kadar küçüktü. Batı’da hâkim kanaat, Çin’in uzun yıllar düşük maliyetli üretim merkezi olarak kalacağı yönündeydi.
Sonra Çin’de yaşadım, çalıştım; sonraki yıllarda da ülkeyi yakından izlemeye devam ettim.
Ben Çin değişirken Çin’e ilişkin kendi düşüncelerimin de değiştiğini gördüm.
Bugün Şanghay’da, Shenzhen’de, Hangzhou’da dolaştığınızda karşınızda artık yalnızca “dünyanın fabrikası” yok. Elektrikli araçlardan bataryalara, güneş teknolojilerinden yapay zekâya, robotikten hızlı trenlere kadar başka bir Çin yükseliyor.
Şimdi Xi Jinping çok daha büyük bir bahis oynuyor:
Çin’i dünyanın fabrikasından dünyanın tekno-endüstriyel süper güçlerinden birine dönüştürmek.
Bu dönüşüm yalnız Çinlileri ilgilendirmiyor.
Çin ile iş yapan, oraya yatırım yapan, oradan mal alan, Çinli şirketlerle rekabet eden herkesin bu yeni Çin’i doğru okuması gerekiyor.
Türkiye’nin de.
Eski Çin modelinin sonuna geldik
Çin’in son kırk yıllık yükselişinin formülü aslında oldukça açıktı.
Bol ve ucuz işgücü, yüksek tasarruf, devasa altyapı yatırımları, yabancı sermaye, teknoloji transferi ve ihracata dayalı sanayileşme.
Muazzam sonuç verdi.
Fakat o Çin artık yok.
Ücretler yükseldi. Nüfus yaşlanıyor. Emlak modeli ağır yara aldı. Batı ile ilişkiler daha rekabetçi hale geldi. Teknolojiye erişim eskisi kadar güvenli değil.
Xi yönetimi de bunun farkında.
Bu nedenle Pekin eski büyüme motorunu tamir etmekten ziyade yeni bir motor inşa etmeye çalışıyor.
Çinlilerin son dönemde kullandıkları “yeni nitelikli üretici güçler” kavramını ben böyle okuyorum.
İlk duyduğumda bana da tipik bir Parti sloganı gibi gelmişti.
Fakat içine baktığınızda son derece somut bir strateji çıkıyor.
Yapay zeka. Yarı iletkenler. Robotik. Elektrikli araçlar. Bataryalar. Biyoteknoloji. Kuantum. İleri malzemeler. Havacılık. Uzay.
Çin artık yalnızca ürünü üretmek istemiyor.
Ürünün arkasındaki teknolojiyi de kontrol etmek istiyor.
Pekin’in öğrendiği acı ders
Amerika’nın teknoloji kısıtlamalarının Pekin’de yarattığı psikolojik etkiyi küçümsememek gerekiyor.
Çin açısından çıkarılan ders çok basit:
Başkasından satın alabildiğiniz teknolojiye gerçekten sahip değilsiniz. Bir kriz çıktığında musluk kapanabilir.
Bu düşünce Xi döneminin ekonomi politikasının merkezine yerleşti.
Deng Xiaoping’in Çin’i dünyaya açılarak güçlendi.
Xi’nin Çin’i dünyadan kopmak istemiyor. Tam tersine küresel ticaretten, sermayeden ve pazarlardan yararlanmaya devam etmek istiyor.
Fakat tek taraflı bağımlılıklarını azaltmak istiyor.
Ben buna stratejik direnç mimarisi diyorum.
Enerji güvenliği, gıda, kritik mineraller, teknoloji, finans, lojistik ve tedarik zincirleri artık aynı güvenlik denklemine giriyor.
Çünkü 21’inci yüzyılda milli güvenlik yalnızca tank, savaş uçağı ve füze meselesi değil.
Çipiniz nereden geliyor?
Bataryanızı kim üretiyor?
Veriniz........
