Petrolden sonra su: 21. yüzyılın yeni jeopolitiği
“Petrolü tankerle, gazı boru hattıyla, elektriği kabloyla taşıyabilirsiniz. Suyun yerine ise koyabileceğiniz başka hiçbir şey yok. 21. yüzyılın en sert jeopolitik mücadelelerinden bazıları enerji yataklarının değil, nehirlerin, barajların ve yeraltı sularının çevresinde şekillenebilir. Türkiye de bu yeni haritanın tam ortasında.”
Yıllardır enerji güvenliğini konuşuyoruz. Petrol nereden gelecek? Doğal gaz boru hatlarını kim kontrol edecek? Kritik mineraller kimin elinde? Nükleer yakıt zincirinde kim kime bağımlı?
Oysa bütün bunların gerisinde daha temel bir stratejik kaynak var: su.
Petrol olmadan ekonomi ağır yara alır. Elektrik kesilirse hayat felç olur. Ama su yoksa yalnızca ekonomi değil, hayatın kendisi durur.
Dünyada bugün 2,1 milyar insan hâlâ güvenli şekilde yönetilen içme suyuna erişemiyor. Yaklaşık 4 milyar insan, yani dünya nüfusunun yarısı, yılın en az bir ayında su stresiyle karşı karşıya. İnsanlığın kullandığı suyun yaklaşık yüzde 70’i gıda üretimine gidiyor. 2050’ye doğru talebin daha da artması bekleniyor.
Dolayısıyla suyu artık yalnızca çevre veya iklim başlığı altında tartışmak büyük hata olur.
Su; ulusal güvenlik, gıda, enerji, göç, ekonomi ve dış politika meselesidir.
Suyun jeopolitiği petrolden daha acımasız
Petrolü dünyanın öbür ucundan tankerle getirebilirsiniz. LNG’yi gemilere yükleyebilirsiniz. Elektriği enterkonnekte hatlarla sınır ötesine taşıyabilirsiniz.
Su çok daha farklıdır.
Coğrafyaya, yağışa, nehir havzalarına ve yeraltı rezervlerine bağımlıdır. Büyük miktarlarda uzun mesafelere taşınması pahalıdır. Yerine geçebilecek başka bir madde de yoktur.
Daha önemlisi, nehirler siyasi sınırları tanımaz.
Bir ülkede doğar, başka ülkelerden geçer, üçüncü bir ülkede denize ulaşır. Yukarı havzadaki devlet baraj yaptığında aşağı havzadaki ülke bunu yalnızca hidroelektrik veya sulama yatırımı olarak görmeyebilir. Kendi tarımına, elektriğine ve hatta ulusal güvenliğine müdahale olarak algılayabilir.
Bu yüzden geleceğin stratejik haritalarında petrol ve doğal gaz boru hatlarının yanında nehir havzalarını, barajları, akiferleri ve büyük tarım bölgelerini de görmek zorundayız.
İndus’tan Nil’e: Geleceğin fay hatları
Hindistan ile Pakistan arasındaki İndus sistemi bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
İki nükleer güç arasında 1960’tan beri yürürlükte bulunan İndus Suları Antlaşması savaşlara rağmen uzun yıllar ayakta kaldı. Bu aslında su diplomasisinin büyük başarılarından biridir. Ancak Hindistan-Pakistan gerilimi yükseldiğinde su da kaçınılmaz biçimde stratejik baskının parçasına dönüşüyor.
Nil’de başka bir model görüyoruz.
Etiyopya’nın Büyük Etiyopya Rönesans Barajı Addis Ababa açısından kalkınma, elektrik ve ekonomik bağımsızlık projesi. Mısır açısından ise Nil neredeyse varoluşsal önemde. Sudan’ın da kendine özgü çıkarları var.
Aynı yapı bir ülke için hidroelektrik santrali, diğer ülke için ulusal güvenlik tehdidi olarak........
