Fazıl Say fenomeni: Türkiye’nin dünyaya açılan en güçlü kültür markalarından biri
Bir ülkenin dünyadaki etkisi yalnızca gayrisafi millî hasılasıyla, ihracatıyla, askerî gücüyle ya da teknolojik kapasitesiyle ölçülmez.
Bazen bir roman, bir film ya da bir piyano resitali, yıllarca süren diplomatik girişimlerden daha kalıcı iz bırakabilir.
Joseph Nye’nin literatüre kazandırdığı “yumuşak güç” kavramı tam da bunu anlatır: Bir ülkenin başkalarını zorlayarak değil, kendisine hayran bırakarak etkileme kapasitesi.
İtalya denince opera, Fransa denince empresyonistler ve gastronomi, Avusturya denince Mozart, Japonya denince Zen estetiği akla gelir.
Peki Türkiye?
Elbette büyük bir tarihimiz, zengin bir mutfağımız, eşsiz arkeolojik mirasımız ve doğal güzelliklerimiz var. Ama dünyaya seslenen güçlü kültür markalarımız da bulunuyor.
Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Orhan Pamuk, Ara Güler…
Ve kuşkusuz Fazıl Say.
Onu yalnızca “dünyaca ünlü bir piyanist” olarak tanımlamak eksik kalır. Fazıl Say, olağanüstü bir yorumcu ve besteci olmanın ötesinde, Türkiye’nin en güçlü kültür markalarından ve en etkili gönüllü kültür elçilerinden biridir.
Dünyanın neresine giderse gitsin yalnızca kendi adını değil, Türkiye’nin kültürel hafızasını, müzik geleneğini ve yaratıcı ruhunu da temsil ediyor.
Geçtiğimiz günlerde eşi Aslıhan Say ve değerli müzisyen arkadaşlarıyla birlikte Çeşme’de verdiği caz konserini dinlerken bunları düşündüm.
Konserden birkaç gün önce tesadüfen karşılaştığımızda, yıllar önce Fransa’nın tarihî Uzès kentinde yaşadığım bir anıyı kendisiyle paylaştım.
Şatonun sahibi, Fazıl Say’ın tarihî salonda verdiği konserden öylesine etkilenmişti ki kendisini ikinci kez davet etmişti. Bana bunu büyük bir hayranlıkla anlatmıştı.
Sanatta belki de en büyük ödül budur:
Tekrar davet edilmek.
Çünkü alkış bir gecelik olabilir. Yeniden çağrılmak ise kalıcı bir iz bıraktığınızın en güçlü göstergesidir.
Mozart’ı çalıyor, Anadolu’yu anlatıyor
Fazıl Say’ın farkı yalnızca Mozart’ı, Beethoven’ı ya da Chopin’i olağanüstü yorumlamasında değildir.
Onu benzersiz kılan, çağdaş klasik müzik repertuvarına kalıcı eserler kazandıran yaşayan besteciler arasında yer almasıdır.
Bestelerinde Anadolu’nun ritmini, Mezopotamya’nın hüznünü, Karadeniz’in sertliğini, İstanbul’un kaotik enerjisini ve insan ruhunun evrensel duygularını klasik müziğin diliyle buluşturuyor.
İstanbul........
