menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Etki Ajanlığı, Self-Oryantalizm, Hakikat Tekeli, Kavramsal Hapishane: Batı Hayranlığı ile Ulus-devlet Köleliği Arasında Doğru Yerde Durmak…

32 0
28.02.2026

Fikir Coğrafyası platformunda 13 Şubat 2026 tarihinde Bülent Şenay’ın “Etki Ajanlığı, Self-Oryantalizm ve İslamsız Türklük” başlıklı bir yazı yayımlandı. Ertesi gün, bu yazıya eleştiri niteliğinde “Hakikat Tekeli mi, Kavramsal Bir Hapishane mi: Bülent Şenay’ın ‘Etki Ajanlığı’ Anlatısı Üzerine Bir Eleştiri” başlıklı, Salih Cenap Baydar’ın kaleme aldığı bir yazı daha yayımlandı. Her iki yazı da güzel, okunmaya değer, İngilizce konuşulan dünyada “thought-provoking” denen türden, kışkırtıcı, düşündürücü, insanı bazı konular üzerinde yeniden düşünmeye zorlayan yazılardı. Her iki yazarı da emek verip kaleme aldıkları, tumturaklı kavramların labirentinde gezinen, oradan gündelik hayata ilişkin çıkarsamalar yaptıkları bu güzel yazılar için teşekkür ederim. Ben de söz konusu yazılarda yapılan bazı tespitler ve altı çizilen hususlar üzerinde âcizane kendi düşüncelerimi paylaşmak isterim.

Sayın Şenay’ın yazısı adeta bir kavramlar geçidi: Etki ajanlığı, self-oryantalizm, İslamsız Türklük, teopolitik-epistemik espiyonaj, epistemik ve emosyonel bağımlılık, mankurtlaşma, ayetleri (hakikati) az bir bedelle satmak, satan/satılık adam, nevrotik hastalık, nöro-teoloji, sınıf/statü/makam atlama yarışı, sata sata ilerleme, mimikri (taklitçilik), eksiklik bilinci, kolonyal özne, nevrotik psikoloji, eksiklik/aşağılık hissi, kibir, ‘neredeyse olamama’ (tam Batılılaşamama) hali, İslamsızlaşma, kendi kendini Doğululaştırmak, kolonyal bilinç, kimlik inkârı, temsil asimetrisi, modernist Batılaşmanın içselleştirilmesi, oksidentalizm, Garbiyat, self-oryantalizme dayalı bir Batılılaşma projesi olarak Kemalizm, mikro-milliyetçilik, İslamsız Kürtlük, Ali’siz Alevilik, epistemik yansımalar, dünya vatandaşı olma iddiası, sosyo-politik gerçeklik, İslamsızlık kompleksi, dini epistemik merkez olmaktan çıkarmak, entellektüel zayıflık, dini kamusal alandan dışlama, modern kavramlara tercüme etme, dinin içini boşaltma, psikolojik savunma mekanizması, modernliğe secde ederek meşruiyet kazanma arzusu, kültürel üstünlük, otoriter/yasakçı laik normlara yaslanmak, ilericilik, kargo kültü, sosyal antropoloji, postkolonyal literatür, modernliğin vitrinini kopyalamak, sömürgeci burjuva kültürü, bunun projekte ettiği sınırsızlık imgesinin parodik sahnelenişi, dostluğun konjonktüre göre ayarlanması, değerin prestij karşılığında yumuşatılması, özgüven kaybı, zihinsel bağımlılık, ahlâki tutarlılık, başkasının merkezine yaslanmak, ajan avcılığı, toptancı Batı hayranlığı, eleştirel aklı yerli bir zeminde yeniden kurabilmek, eleştirel sadakat, kavramsal üretim, özgüvenli etkileşim, entellektüel diyalog. 

Görüldüğü üzere yazıda bazıları derin felsefi, siyasi ve kültürel içerimleri olan, tumturaklı, önemli kavramlar var. Yazar yeri geldikçe bunları sıradan vatandaş için belki zor, ama felsefi, tarihsel, iktisadi, siyasi ve psikolojik tartışmalara aşina, bu konularda biraz mürekkep yalamış insanların pek zorlanmadan anlayabileceği bir dille tanımlamış, izah etmiş. Yeri geldikçe Cengiz Aytmatov, Dalton, Yerlikaya, Azap ve Dikkaş gibi yazarlara atıfla bu kavramları açımlamış, yer yer İngilizce orijinal karşılıklarını vermiş. Bunların her biri üzerinde durmak yazıyı adeta yeniden yazmak olur ki buna gerek yok; isteyen gidip adresinden yazıyı okuyabilir. Ben daha ziyade yazının genel kurgusu, mantık örgüsü, yapılan tespitler ve ortaya çıkan sonuç konusunda benim anladıklarım üzerinde kendi yorum ve düşüncelerimi paylaşacağım. 

Vakit olsa esasen bu mühim kavramlar ve güncel meseleler üzerine ayrı bir çalışma, kısa makale hacmiyle sınırlı olmayan, daha geniş kapsamlı bilimsel çalışmalar yapılabilir, meraklısına, bu konuları üzerine kafa yormaya değer bulanların dikkatini çekmiş olayım. Keşke etki ajanlığı, self-espiyonaj, self-oryantalizm, postkolonyalizm, Batı hayranlığı, taklitçilik, ulus devlet, devletin sınırları, devletin âli menfaatlerinin nerede başlayıp nerede bittiği, bireysel hak ve özgürlükler, eleştirel akıl, sadık vatandaş ve kutsal devlete kölelik meseleleri üzerine daha fazla düşünen, tartışan ve yazanlarımız olsa. Sadede gelelim.

Hemen bütün felsefi-siyasi-kültürel tartışmalarda olduğu gibi, bu yazının tespitlerine ne kadar katılıp katılmadığınız da bakış açınıza, meseleye ne taraftan baktığınıza, felsefi, ideolojik, siyasi öncelikleriniz ve mihenk taşlarınıza bağlı. Biraz dindar, biraz milliyetçi damarı kabarık, modern ulus devleti olması gereken yegâne siyasi teşkilatlanma biçimi olarak kabul eden, savunmacı ve gelenekçi, “yerli ve milli” olanı “evrensel ve dünya çapında” olana tercih eden, kendi coğrafyamızı ve tarihsel-dini-kültürel birikimimizi merkeze oturtan bir perspektiften bakarsanız, bu yazı gerçekten takdire değer, alkışlanması gereken bir yazı. Kendi içinde nispeten tutarlı sayılabilecek bir mantıksal örgüyle, kavramları bu örgünün içinde yerli yerine oturtarak etki ajanlığının, gücün diliyle konuşmanın, dış güçlerin içerideki uzantısı olmanın, kendi kültürüne yabancılaşmanın, Batı hayranlığı ve taklitçiliğinin, entellektüel ve kültürel/sanatsal alanda tezahür eden self-oryantalizm üzerinden giderek kendi kültürünü kötüleme ve mankurtlaşmanın, özgüven kaybının, temsil ve anlam üretme krizinin ne kadar kötü bir şey olduğunu vurguluyor. 

Ama, Vizontele Tuba filminde, kahvede birbiriyle tartışan karşıt görüşlü gençler sahnesindeki o harika replikle “Yahu bakış açını değiştiiir!” çağrısına kulak verirsek; yine Şener Şen’in başrolde oynadığı Av Zamanı filminde cinayeti çözmek için önerdiği formüle kulak verip de bakış açısını değiştirirsek ortaya bambaşka bir manzara çıkıyor. 

Egosentrik yahut etnosentrik olmayan (kendini ya da kendi coğrafya ve kültürünü evrenin merkezine koymayan), ulusal sınırların ötesine geçen, daha evrenselci, kendine yontmayan, objektif ilkeler ve değerler üzerinden dünyaya, eşyaya, kültürlere ve siyasal aktörlere bakan, yargılarını siyasi otoritenin çıkarları ya da ulus devletin hegemonyasını tahkim edip etmemesine göre değil, temel haklar ve özgürlükler, temel ahlâki ilkeler, çoğulculuk, açıklık, şeffaflık, hesap verebilirlik, hukuk devleti gibi ilkelere dayalı, birey ve insan merkezli, tercih özgürlüğünü önemseyen, kendine yontmayan, iyilik kimden ve nereden gelirse gelsin takdir edip alkışlayan, kötülük nereden ve kimden gelirse gelsin karşı çıkıp eleştiren bir bakış açısı benimsediğiniz zaman bambaşka bir dünyada gezinmeye başlıyoruz. 

Hakikati kendi tekelinde görmeyen, dünyayı aklar-karalar gibi dikotomiler üzerinden okumayan, kendi göreli ve aczi konumunun bilincinde, yeryüzündeki siyasi bölünmeleri Allah vergisi kutsal bölünmeler değil, siyasi ve ekonomik hegemonya hırsıyla yanıp tutuşan, kıt kaynakları barışçı yollarla değil savaş, yağma ve talanla paylaşmaya çalışan, bir anlamda yeryüzünde tanrıcılık oynamaya kalkışan güçlerin yeryüzünü kana bulayan çatışmaları sonucunda oluşan yapay, geçici, yarın........

© Fikir Coğrafyası