Amerika’nın İmparatorluk Hayali: Bir Çöküşün Hikayesi
İmparatorluklar tarihidir. Yaşadığı düşünülenler ise semboliktir. Bir ülkenin, kendini inkâr edercesine modern bir imparatorluk gibi davranmaya çalışması ise absürt bir durumdur. Amerika Birleşik Devletleri, kendi ifadesiyle “Birleşik Devletler”, bir imparatorluk olmaya çalışırsa, bunun elbette bir maliyeti olacaktır.
Osmanlı, devasa bir güç kullanma kapasitesine sahip bir imparatorluk iken, Viyana önünde başlayan geri çekilmeleriyle tarih sahnesinden ayrılmak zorunda kaldı. Bunu, Alman İmparatorluğu’nu kurmaya çalışan Hitler için de söyleyebiliriz. Yenilmez sanılan ordularıyla bütün Avrupa kıtasını işgal etmiş, ancak öldükten onlarca yıl sonra bile lanetle anılmıştır. Hitler, ilk olarak Polonya’ya saldırmış ve Polonya’dan sonra asıl gitmek istediği yer, köklerini aradığı Orta Asya olmuştur. “Kutsal Alman ırkını” yaratmaya çalışırken ülkesini mezarlığa çevirmiştir.
Amerika, “Özgürlük Bildirgesi”ni ( 1776 ) yazmış ve köleliğin yasaklanmasını (1806) sağlayan ilk toplum olmak gibi önemli ünler kazanmıştır.
Kanlı bir iç savaşın ardından göçmenler tarafından kurulan bir devlet olmasına rağmen, hâlâ imparatorluk hayalleri kurmaktadır.
Bu durum hayli ilginçtir. Bu, rasyonel bir akılla izah edilecek bir durum değildir.
Amerika’nın çılgınca hareketlerinin ardında kapitalizmin paylaşım krizi olabilir. Kapitalizm, ruhu gereği paylaşım krizlerini büyütmektedir. Amerika’nın petrol içen bir canavar oluşu da kapitalizmin ayrı bir problemidir. Bu üretimin yegâne merkezi olma iddiası ve paylaşım krizleri, elbette Amerika’yı vurmaya devam edecektir. Trump........
