menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

1915'ten Günümüze Türkiye'de Ermeni Olmak: Ohannes Kılıçdağı İle Bir Röportaj

27 0
04.05.2026

Hasan Karademir: Sizce 1915’te yaşananlar, Cumhuriyete giden süreçte bir gereklilik miydi? Siz bu süreci nasıl okuyorsunuz?

Ohannes Kılıçdağı: Genel olarak tarihe baktığımızda, yani bugün durduğumuz noktadan geriye doğru baktığımızda soykırımı o süreç zinciri içerisinde bir halka olarak düşünmemek lazım. Soykırım, uzun vadeli ve kısa vadeli sebeplerin bir araya gelmesiyle oluşmuş, ortaya çıkmış bir haldir. Türk ulus-devletinin kültürel, sosyal, demografik ve siyasal zeminini hazırlamış olsa da o amaçla düşünülmüş bir şey değildi. 

Ermeni soykırımının toplumsal ve siyasal zemini vardı ve yaklaşık bu zemin, 50-60 sene öncesine dayanıyor… I. Dünya Savaşı'nın başlaması gibi daha kısa vadeli sebepler olmasaydı, soykırım “o an” gerçekleşmezdi.

Hasan Karademir: Tehcirin temel motivasyonu ve amacı nedir ve neden özellikle Ermeniler?

Ohannes Kılıçdağı: Olayın temel motivasyonu, “Ermeni Sorunu” denen sorundan kurtulmaktı. “Ermeni Sorunu” denen olgu, aslında 1850'lerden başlar ve 1870'lerde uluslararası bir nitelik kazanır. 93 Harbi'nden sonra imzalanan anlaşmalarla uluslararası bir boyut kazanır ve Osmanlı İmparatorluğu için hem iç hem dış bir baskı unsuru haline gelir. Bir takım reformların yapılmasıyla, Ermenilerin uzun vadeli şikayetlerinin -ki bunların içerisinde kendilerinin can, mal ve ırz güvenliğinin olmaması vardır- olmasından dolayı devletin içerisinde iç-dış baskı unsuru haline gelir. 

Ermeni Meselesinden kurtulmak isteyen dönemin İttihatçı hükümetiyse, bu meseleden sonsuza kadar kurtulmak için; bu meseleyi tamamen kapatmak için şartlardan da yararlanarak böyle bir işe girişmişlerdir. İlk önce bir ‘yoklama’ yöntemiyle bu işi ilerlettiler ve bu işin sonunda Talat Paşa'ya atfedilen sözde denildiği gibi soykırım ve tehcir yoluyla “Ermeni Meselesini halledilmiştir.

Bu soru bağlamında şunu da söylemek gerekiyor. Tehcir kararının verildiği ilk haftalarda-aylarda vilayetlere, 'Müslüman olanların tehcire tâbii tutulmayacağına' dair bir emir gönderiliyor. Fakat bir müddet sonra bundan vazgeçiliyor çünkü gayet anlaşılabilir bir şekilde birçok Ermeni yerini yurdunu terk edip yürütülmektense, Müslüman olmayı tercih ediyor. Ama bu sayının artışı çok fazla olunca merkezi hükümet bu karardan vazgeçiyor ve 'Müslüman da olsalar, gönderilecekler!' emri veriliyor. Dolayısıyla buradaki amaçlardan biri “Müslümanlaştırmak” değil, Ermeni Sorunu dedikleri sorundan kurtulmak... Bunun da 'Ermenilerden kurtulmak' ile olacağını düşünüyorlar ve düşüncelerinin gereğini yerine getiriyorlar. Bir noktadan sonra herkes Müslüman olsa bile onlar için amaç hasıl olmayacağından dolayı (savaş sonrası tekrar Hristiyanlığa dönebilirler şüphesi ile) esas motivasyon, Ermenileri ortadan kaldırmakla beraber Ermeni sorununu da ortadan kaldırmak. 

Hasan Karademir: Yaşananların somut/soyut kanıtları nelerdir ve nerededir?

Ohannes Kılıçdağı: Bu konuda sözlü tarih/tanıklık kanıtları, çok yüksek hacimde var. University of California'da soykırımdan sağ kalan Ermeniler ile yapılan röportajlar mevcuttur. Çeşitli yerli ve yabancı hatıratlar mevcuttur. Osmanlı devlet adamlarının hatıratları (Naim Efendi), çeşitli devlet arşivleri mevcuttur. Bunlar bilinmeyen şeyler değildir, üzerine epey çalışmalar yapılmıştır… “Toplu mezar” iddiaları mesela sıkça söylenen iddialardan biridir. Bir defa şunu bilmek gerekiyor. Ermeni soykırımında kullanılan öldürme yolu, yürütmektir… Uzun yollar boyunca, dağ-tepe demeden yürütme ve buralarda baskınlar yapma, soygun, katliam ve tecavüz etmektir. Bir diğer kısmı ise Ermeniler Suriye'de çeşitli kamplara vardıktan sonra kamplarda ölen ve öldürülenler mevcut. (Suriye'deki kamplara gidip oradaki kalıntıları belgeleyen ve fotoğraflarını çeken insanlar mevcuttur.) Özellikle Doğu'ya gittiğinizde Ermenilerin nerede öldürüldüğü; hangi kuyuya-derin vadilere atıldığı kuşaktan kuşağa ve ağızdan ağıza aktarılan verilerdir. Bugün belgenin varlığı, hatıratların-fotoğrafların varlığı bir kanıt olarak algılanıyor ancak bu meselede “varlığın olmayışı da bir kanıttır.” 

1915'ten evvel hemen hemen o günkü Osmanlı İmparatorluğu'nun (Arap ve Güney vilayetlerinde daha azdır), her vilayet ve kentinde az veya çok olmak üzere bir Ermeni nüfusu var. Tekirdağ'dan Konya'ya, Erzurum'dan İzmir'e, Trabzon'dan Antakya'ya bu nüfus mevcut… Bu büyük coğrafyanın her kentinde, vilayetinde bir Ermeni topluluğu yaşıyordu, bugünse aynı şeyleri söylememiz mümkün değil.  (esamesi okunmuyor.)  Dolayısıyla her zaman varlık veya sadece varlık değil, yokluk da bir kanıttır. 

Hasan Karademir: Mustafa Kemal'in bu olaya yaklaşımı nedir ve bir söylemi mevcut mu?

Ohannes Kılıçdağı: Literatürdeki bilgiye göre 1920'lerin başında Ankara Hükümeti kurulup bir mücadele verildiği dönemde (soykırım diye bir tabir olmadığından ötürü) bir “fezahat” (utanç verici) olduğunu söylemiştir. Bu söylemdeki temel motivasyon, Ankara Hükümetinin temel başarısını sağlamak olduğundan dolayı söylemlerinde belirli tavizler verip; kaybı azaltmak veya kazancı arttırmak olarak görülebilir. Bu yaklaşımı da olumlu bir sonucu vermeyince, askeri başarılarının artmasıyla beraber Atatürk'te o pozisyondan uzaklaşıyor ve daha katı bir görüş benimsiyor. Özellikle Cumhuriyet kurulup işgal-harp dönemi sona erdikten sonra Atatürk ve Türk hükümeti, külli bir inkar safhasına geçiyor. 

Hasan Karademir: Cumhuriyet’in ilkeleri ve sunduğu vaatler, Ermeniler tarafından nasıl tecrübe edildi?

Ohannes Kılıçdağı: Çok güzel bir soru… Çünkü şöyle bir genel anlayış mevcuttur: “Bu iş, Osmanlı’nın işiydi; Cumhuriyet herkes için yeni bir sayfaydı, yeni bir başlangıç” gibi düşünüldü veya sunuldu. Ancak Ermeniler ve diğer Müslüman olmayan azınlıklar için aslında değişen bir şey olmadı. Ki şöyle bir şeyi de göz ardı edemeyiz: Cumhuriyeti kuran kadrolara baktığımızda (Atatürk olmayabilir belki ama erken cumhuriyette), Ermeni Soykırımının uygulanmasında bir çeşit rol-görev almış ve yapmış insanlardan oluştuğunu görüyorsunuz büyük ölçüde... Dolayısıyla bunlar aynı insanlar, aynı adamlar ve bu insanlar aynı zihniyeti sürdürdüler. O sebepten dolayı Cumhuriyetin Ermeniler için bir güvenlik ortamı sağladığını söyleyemeyiz. Kimliklerini, kültürlerini yaşayacakları; nüfus olarak artacakları bir imkan sağlamadı. Tam tersine cumhuriyet yönetiminin amaçlarından biri de Ermenilerin ve diğer Müslüman olmayan toplulukları mümkün olduğunca “temizlemek” ve sayılarını azaltmak yönünde oldu. (Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, 20 kura askerlik, vakıfların durumu gibi birçok politika aracı, bu doğrultuda kullanıldı ve bu politik tercihler, cumhuriyetin kendi amaç ve istekleri açısından doğru da oldu... Bugün Türkiye'de bu -kadim- grupların toplam........

© Fikir Coğrafyası