Akışkan Modernlikte Ahlaki Çözülme - IV
Korku ve Kayıtsızlık Arasında: Duyarlılıkların Kaybı
Tüm zamanlarda kalabalıkların kolaylıkla yönetilmesinde korku unsuru çeşitli biçimlerde kullanılagelmiştir. Hatta dinlerin emir ve yasaklar konusunda ceza ile korkutması kadim bir yöntemdir. Korku kavramının bir yönetim aracı olarak yüksek dozda, çeşitli yöntem ve araçlarla düzenli biçimde kullanılması kitleleri duyarsızlaştır. Onları kendi sıradan istek ve ihtiyaçlarına odaklayıp, duyarsız yığınlara dönüştürür.
“Bizimkisi bir korku çağı. Giderek güçlenen ve küreselleşen bir korku kültürünü besliyoruz. Ucuz sansasyonlara, politik skandallara televizyonlardaki reality şovlara ve kamunun ilgisiyle şöhret karşılığında insanların kendilerini ifşa ettiği diğer şeylere düşkün, kendi kendisini açığa seren çağımız, paniğe ve felaket senaryolarına; dengeli yaşamlardan, hafif ironilerden veya alçakgönüllülükten çok ama çok daha fazla kıymet vermektedir.Bu eğilimin arkasında, insanın yere çakılmaktan ve sadece kendisi olmaktan duyduğu ezici korku vardır. Önemsizleşme korkusu, görünürde ve ortada hiçbir iz bırakmadan buharlaşma korkusu.” (sf.121)“Burada evcilleştirilmiş veya ehlileştirilmiş bir korku görebiliriz. Mesele, korkunun uzun süredir popüler kültürün parçası olduğu, sıkıntılı ve felaketlerle örülü hayal gücümüzü beslediğidir: depremler, tsunamiler, diğer doğal afetler ve savaş suçları uzak bir gerçeklik olmaktan çıkmıştır.…Televizyondaki komedi programları ve stand-up komedyenleryile birlikte, eğlencenin ayrılmaz parçası olan korku filmleri ve korku öykülerini düşünün.”(sf.123)
“Bizimkisi bir korku çağı. Giderek güçlenen ve küreselleşen bir korku kültürünü besliyoruz. Ucuz sansasyonlara, politik skandallara televizyonlardaki reality şovlara ve kamunun ilgisiyle şöhret karşılığında insanların kendilerini ifşa ettiği diğer şeylere düşkün, kendi kendisini açığa seren çağımız, paniğe ve felaket senaryolarına; dengeli yaşamlardan, hafif ironilerden veya alçakgönüllülükten çok ama çok daha fazla kıymet vermektedir.Bu eğilimin arkasında, insanın yere çakılmaktan ve sadece kendisi olmaktan duyduğu ezici korku vardır. Önemsizleşme korkusu, görünürde ve ortada hiçbir iz bırakmadan buharlaşma korkusu.” (sf.121)“Burada evcilleştirilmiş veya ehlileştirilmiş bir korku görebiliriz. Mesele, korkunun uzun süredir popüler kültürün parçası olduğu, sıkıntılı ve felaketlerle örülü hayal gücümüzü beslediğidir: depremler, tsunamiler, diğer doğal afetler ve savaş suçları uzak bir gerçeklik olmaktan çıkmıştır.…Televizyondaki komedi programları ve stand-up komedyenleryile birlikte, eğlencenin ayrılmaz parçası olan korku filmleri ve korku öykülerini düşünün.”(sf.123)
der.Korku; dini, politik, ekonomik anlamda harekete geçirici bir eylemdir. İnsanın davranışlarını kesin biçimde belirleyen duygulardan biri de korkudur. O halde bu kavramın çağın yönetici güçleri tarafından nasıl tekrar tekrar ve çeşitli biçimlerde üretildiği ve kullanıldığı üzerine düşünülmelidir. Ya da bugün insanların korktukları şeylerin hangileri üretilmiş-kurgulanmış hangileri doğal korkutucu şeylerdir?
L.Donskis şöyle söyler:
“Rasyonel kültürümüzün makul bir yeni teori veya derinlikli bir açıklama gelmeden önce belirsizliğin geçici bir duraktan ibaret olduğunu söyleyerek insanları yatıştırdığı bir dönem olmuştu. Şimdi yaşamayı sürekli belirsizlik duyusuyla öğrenmek zorundayız. Bir filozof veya sanatçı için ilham kaynağı olacak şey, yaşamlarının harcanması ve heba olmasından korkan alelade insanlar için bir felakete dönüşebilir.” (sf.124)
“Rasyonel kültürümüzün makul bir yeni teori veya derinlikli bir açıklama gelmeden önce belirsizliğin geçici bir duraktan ibaret olduğunu söyleyerek insanları yatıştırdığı bir dönem olmuştu. Şimdi yaşamayı sürekli belirsizlik duyusuyla öğrenmek zorundayız. Bir filozof veya sanatçı için ilham kaynağı olacak şey, yaşamlarının harcanması ve heba olmasından korkan alelade insanlar için bir felakete dönüşebilir.” (sf.124)
Donskis’in bu ifadesi ilk soruya götürür bizi. “Varlık nedir, niçin vardır?” Bu soru Batı’da yükselen pozitivist perspektifle kesin biçimde yanıtlanmış ya da ortadan kalkmış gibi oldu. Bilimsel keşif ve icatların yoğunluğu bir süre insanda her soruyu cevaplayabilirmiş, her sorunu çözebilirmiş gibi hayatı bir kesinlikte yaşama algısını yerleştirdi. Ancak zamanla ilk sorunun hala “rasyonel” bir cevabı olmadığı anlaşıldı. Yani klasik kavram ve kurumların, ilkelerin, entelektüellerin, bilim insanlarının pozisyonları sarsılıp belirsizlik hâkim olunca bununla birlikte yönetenler de korku kavramını abartılı biçimde bir yönetim aracı olarak kullanınca insan bireysel haz ve konfor dışında asla harekete geçmemeyi ve “etliye sütlüye” karışmamayı seçti. İşte bu da Doğu, Batı demeden tüm toplumlarda ahlakın bozulmasını besledi.
Z. Bauman “ Korku ve modernite görünüşe göre ikiz kardeştirler. Aslına bakılırsa Siyam ikizidirler.........
