Savaşın arka cephesinde yeni ittifak arayışları
ABD ve İsrail’in İran’a ölümcül darbeler vurarak kısa sürede sonuç alma planlarının başarısızlığa uğraması, bu savaşta hedef haline gelen Körfez ülkeleri ile savaşın risklerinden kaçınmak isteyen Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel aktörleri yeni askeri-siyasi ittifak arayışlarına yöneltiyor. İran’ı bölgesel bir tehdit olarak gören Körfez’deki petrol zengini Arap rejimleri, olası bir savaşın risklerinden kaçınmak için silah alımı ve askeri iş birliği üzerinden bugüne kadar ABD emperyalizmine trilyonlarca dolar kaynak aktardılar. Ancak savaşta askeri üslerini ABD emperyalizminin kullanıma açan bu ülkelerin stratejik önemdeki askeri ve ekonomik üslerinin İran tarafından vurulması, ABD’nin güvenlik şemsiyesinin sınırlarını ve dolayısıyla karşı karşıya kaldıkları riskleri-tehditleri daha görünür hale getirdi.
Türkiye ve Pakistan gibi bölgesel güçler ise İsrail’in bölgenin yeniden dizaynında öne çıkmasını kendi politikaları için bir tehdit olarak görmekte ve İran’daki olası gelişmelerin yaratması muhtemel risklerden (Göç ve etnik çatışmalar başta olmak üzere) kaçınmak istemektedir. Öte yandan bu ülkeler, savaşla birlikte Körfez ülkelerinin güvenlik zafiyetinin daha görünür hale gelmesi karşısında sahip oldukları askeri gücü de bir fırsata/pazarlık gücüne dönüştürmenin arayışı içindedir.
Bu arayışların bir parçası olarak 18 Mart’ta S. Arabistan’ın ev sahipliğinde Riyad’da yapılan ve Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın temsil ettiği toplantıda S. Arabistan ve Türkiye’nin yanı sıra Pakistan, Azerbaycan, Mısır, Katar, BAE, Kuveyt, Bahreyn, Ürdün, Lübnan ve Suriye, “İran’ın kınandığı” ortak bir bildiri yayımlandı. Ardından Türkiye, S. Arabistan, Pakistan ve Mısır dışişleri bakanları ayrı bir toplantı yaparak ortak bir güvenlik platformunun kurulması konusunu görüştüler.
Ortak bildiride İran kınanırken İsrail’e de bazı eleştirilerin yapılması (Saray rejimi ve medyası bunu kendi başarısı olarak sunuyor) ancak ABD emperyalizmine tek bir laf edilmemesi, bu bildiriyi yayımlayan güçlerin gerçek pozisyonunu açık bir biçimde ortaya koyuyordu.
Bilindiği gibi ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi, savaşı başlatırken İran’ın dini-siyasi ve askeri liderlerini hedef alarak ve ülke içinde bir ayaklanma başlatarak kısa sürede sonuç alma hesabını yapıyordu. Ancak Dini Lider Ali Hamaney’in öldürülmesine rağmen İran rejiminin ayakta kalması, dahası askeri ve ekonomik olarak beklenenden daha geniş alanda ve etkili yanıtlar vermesi, savaşın gidişatı konusundaki belirsizlikleri derinleştiriyor. Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent’in “Savaşın açık ve ulaşılabilir bir siyasi hedefe dayanmadığını” söyleyerek istifa etmesi, bu belirsizliklerin ABD iç........
