Bu yüzden yalnızca cesurların oyunudur futbol
Anthony Gordon’ın golü Atlanta’daki havayı bir anda değiştirdi. İngiltere tribünleri, altmış yıllık bekleyişin sona ereceğine inanarak ayağa kalktı. Maçın o âna kadarki akışı da İngilizlerin bu heyecanını haklı çıkarıyordu. Arjantin topu dolaştırıyor ama ilerleyemiyor, Messi dar alanlarda kayboluyor, takımın yaşlı omurgası her ikili mücadelede biraz daha yoruluyordu. Gordon topu ağlara gönderdiğinde final kapısı İngiltere’ye açılmış görünüyordu.
Sonra İngiltere o kapıdan geçmek yerine önünde beklemeye karar verdi.
Korkunun yön değiştirdiği an
Thomas Tuchel’in ilk tepkisi anlaşılabilirdi. Takımı öne geçmişti, rakibin enerjisi düşüyordu, finale yarım saat kalmıştı. Savunmayı sağlamlaştırmak, oyunu yavaşlatmak, topu tehlikeli bölgelerden uzak tutmak istiyordu. Fakat futbol, antrenörlerin iyi niyetlerine itaat eden bir oyun değildir. Güvenlik için yapılan bir hamle, bir anda korkunun işaretine dönüşebilir. Rakip bunu hemen hisseder ve oyuncuların saha içindeki yürüyüşü bile değişebilir.
İngiltere’nin başına gelen de buydu. Gordon’ın yerine Ezri Konsa oyuna girdiğinde Arjantin’e şu mesaj verildi: “Artık size saldırmayacağız.” Harry Kane kendi ceza sahasına kadar çekildi, orta saha top istemeyi bıraktı, her uzaklaştırma bir sonraki Arjantin hücumunun başlangıcına dönüştü. İngiliz oyuncular finali kazanılması gereken bir yer gibi değil, düşürülmemesi gereken kırılgan bir eşya gibi taşımaya başladı.
Arjantin’in ayaklarındaki ağırlık da o anda hafifledi. Birkaç dakika önce çıkış yolu bulamayan takım, rakibinin kendisinden çekindiğini fark etti. Sağ kanat genişledi, ceza sahasına yapılan koşular çoğaldı, ikinci toplar lacivert formalılarda kalmaya başladı. Oyunun yönünü değiştiren şey bir pas şablonu ya da önceden hazırlanmış bir set değildi. İngiltere’nin korkusu, Arjantin’in cesaretine dönüşmüştü.
Arjantin’in kendisi hakkında bildiği şey
Arjantin’in bu turnuvadaki yürüyüşü, sürekli olarak felâketin kıyısından geçti. Yeşil Burun Adaları, Mısır ve İsviçre karşısında takım dağılıp gidecekmiş gibi göründü. Her seferinde oyun çözüldü, savunma sallandı, tribünlerde endişe büyüdü. Buna rağmen Arjantin ayakta kaldı. İngiltere karşısında da aynı uçuruma gelindi.
Bu tür geri dönüşleri “romantik hikâye” diye küçümsemek kolaydır. Oysa bir takımın kendisi hakkında neye inandığı, sahadaki davranışını belirler. Arjantinli oyuncular yenilgiye yaklaşınca kendilerini bitmiş saymıyor. Daha önce döndükleri maçları, kazandıkları finalleri, son dakikalarda kurdukları baskıları hatırlıyorlar. Bu inanç soyunma odasında anlatılan süslü sözlerden doğmuyor; birlikte yaşanmış maçların bıraktığı izden besleniyor.
Arjantin için acı çekmek bir kusurun üzerini örten edebî bir anlatı değil, daha ziyade takımın kimliğine işlemiş bir deneyim. Oyuncular rahat bir üstünlük kurduklarında değil, maç ellerinden kayarken birbirlerine daha fazla yaklaşabiliyor. Çaresizlik, onları dağıtmak yerine ortak bir öfkeye dönüşüyor. Bu öfke her karşılaşmada iyi futbol üretmez. Fakat İngiltere karşısında üretti.
Lionel Scaloni’nin Leandro Paredes’i çıkarıp Nicolás González’i oyuna alması bu ruh hâlinin taktik karşılığıydı. Orta sahadaki korumadan vazgeçti, kanadı açtı, ceza sahasına yeni bir koşucu gönderdi. Tuchel riskleri azaltmaya çalışırken Scaloni riskin içine girdi. Biri maçın ihtimâllerini daralttı, diğeri çoğalttı.
Arjantin’in geri dönüşü bu yüzden hem hesaplı hem de taşkındı. Enzo Fernández’in uzaktan vuruşunda çalışma, yetenek ve doğru konum vardı. Mac Allister’ın direklere giden şutlarında baskının sürekliliği görülüyordu. Lautaro’nun kafa golünde ise planın ötesine geçen başka bir kuvvet hissediliyordu. Top havadayken Arjantin golü beklemiyor, sanki onu önceden tanıyordu.
Messi oyunun içindeki zamanı değiştirirken
Lionel Messi ilk elli dakika boyunca etkisiz göründü. Top kaybetti, İngiliz oyuncuların arasında sıkıştı, oyunun kenarında yürüdü. Yaşı ilerledikçe bu yürüyüş daha fazla konuşulur oldu. Onu izleyen herkes aynı soruya takılıyor: Bir Dünya Kupası yarı finalinde nasıl bu kadar sakin kalabiliyor?
Messi’nin oyunu artık sürekli hareket üzerine kurulu değil. Maçın her saniyesine yetişmeye çalışmıyor;........
