menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CIA destekli 1953 darbesiyle gelen diktatörlük

36 0
05.03.2026

Pedofili bataklığına batmış ABD’nin Devlet Başkanı Donald Trump, soykırım suçlusu İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile birlikte İran’a karşı kirli bir savaş başlatırken ‘özgürlük’ vaadinde bulundu. Washington’ın elinden gelecek ‘özgürlüğün’ İranlılar için neye benzeyeceği, daha saldırıların ilk dalgasında bombalanan okulda ölen 150’nin üzerinde kız çocukla birlikte belli oldu.

Etrafa saçılan güncel vahşet, söylemlerin inandırıcılığını sorgulamaya gerek bırakmıyor. Yine de tarih emperyalistlerin ağzından ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ gibi sözler çıktığı zaman nelerin yaşandığını gösteren sayısız örnekle dolu. 

Fazla uzaklaşmayalım, bugün İran’ın yönetimini ‘dünyanın en kötü ve gaddar rejimi’ olarak tanımlayan ABD, yine aynı ülkede demokratik yollarla seçilen ilk lidere karşı bir darbe düzenlemişti. Petrol kaynaklarını ulusallaştırmaya kalkan İran Başbakanı Muhammed Musaddık 1953’te devrilip ABD ve İngiliz çıkarlarına ‘sadık’ Pehlevi hanedanlığının iktidarı yeniden güvence altına alınmıştı. 

İran tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak görülen bu hikaye ‘özgürlük’ ve ‘demokrasi’ kılıfı altında yatanları net bir şekilde gözler önüne seriyor.

Toplumsal talebe boyun eğen monarşi

Darbenin arka planında İngiliz-İran Petrol Şirketi (AIOC) var. Pek aşina olmadığımız bu ismi aslında yakından tanıyoruz: Yirminci yüzyılın ilk yarısında petrol kaynakları üzerinde aslan payına sahip AIOC, bugün sürekli karşımıza çıkan BP’nin ta kendisidir.

AIOC ile mücadele de Musaddık’ın tarihi bir şekilde başbakan seçilmesiyle şekillenir. Rıza Pehlevi’nin 1925’te meclisi basıp kendini Şah ilan etmesine karşı çıktığı için siyasi hayattan çekilen Musaddık, toprak sahibi bir aileden gelen milliyetçi bir figürdür. Rıza Şah’ın 1941’de tahttan feragat edip yerini oğlu Muhammed Rıza’ya bırakması, İran’daki siyasi atmosferi yeniden hareketlendirirken Musaddık da güvenilir bir siyasetçi olarak çok daha etkili bir şekilde sahneye çıkar.

Musaddık’ın bu siyasi yükselişi, adeta ‘paralel bir devlet’ denebilecek AIOC’nin pastadan aldığı büyüklüğünde karşı duyulan toplumsal hoşnutsuzluğu dikkate almalıyız. Yabancıların ülkede arttırdığı etkiye karşı öfke, Musaddık gibi petrol kaynaklarının ulusallaştırılmasını birincil gündem edinmiş popüler milliyetçi bir figürün ardında birikir 

Gerçekten de AIOC, sadece yer altı zenginliklerine hükmetmekle kalmaz. Dünyanın en büyük petrol rafinerisinin bulunduğu Abadan’da bir şirket-şehri kurar, belediye........

© Evrensel