menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

‘Emekçilerin sömürüsüne karşı ayaklanan gruplar’

8 0
yesterday

Punk müzik, ortaya çıktığı günden bu yana sadece bir müzik türü değil, aynı zamanda bir isyanın, bir karşı duruşun sesi olarak biliniyor. Doğuşunda kapitalizmin yarattığı geleceksizliğin hissedildiği punk, sanılanın aksine bugün ‘ölü’ bir müzik türü değil. Belki dünyanın giderek kararan atmosferinin de itkisiyle özellikle gençler arasında tercih ediliyor.

Bugün İstanbul merkezli BITE kolektifi de bu geleneği, sınıf bilinciyle ve antikapitalist bir perspektifle sürdürenlerden. Kendi deyimleriyle ‘Emekçilerin sömürüsüne karşı ayaklanan gruplar’ olarak bir araya gelen bu topluluk, konserlerden sanat pazarlarına, fanzinlerden forumlara uzanan geniş bir yelpazede, sermaye düzenine karşı alternatif bir kültür hattı inşa ediyor.

Gelecek hafta ‘Red Saturday Fest’ yani ‘Kızıl Cumartesi Festivali’ ile dolu dolu bir etkinliğe hazırlanan BITE kolektifiyle punkın bugünkü politik içeriğini, gençler arasında yeniden yükselen ilgiyi konuştuk.

‘Sınıf temelli bir karşı-kültür hattı inşa ediyoruz’

Bize biraz BITE’dan bahseder misiniz? Topluluğunuzu nasıl tanımlıyor ve ne gibi etkinlikler düzenliyorsunuz? İçerisinde kimler/neler yer alıyor?

BITE’ın açılımı (Bands Insurging against Toilers’ Exploitation) Türkçeye “Emekçilerin sömürüsüne karşı ayaklanan gruplar” olarak çevrilebilir. Antikapitalist, antifaşist, antiemperyalist ve kendin yap (DIY anlayışımız, kurumsal yapılara bağımlı olmadan kendi başımıza üretmek ve organize olmak anlamına geliyor) ilkeleri etrafında bir araya gelen bir punk müzik topluluğu olarak sınıf bilincini güçlendirmek amacıyla yola çıktık. BITE, konserlerle yol aldıkça etrafında oluşan karşı kültür diğer sanat alanlarını içine almaya başladı. Topluluğumuza dahil olan çizer arkadaşlarımızın katılımıyla sanat tayfamız farklı disiplinlerden sözümüzü büyütmeye başladı.

Bugün aynı zamanda görsel alanda üreten sanatçıları da kapsayan, sanat pazarları ve fanzin ile farklı üretim biçimlerini bir araya getiren, dayanışan bir punk kolektifi olma yolundayız.

Bağımsız sanat üretimi ve sınıf politikaları üzerine söyleşiler ve forumlar düzenleyen; itiraz eden, sözünü esirgemeyen, sermaye düzenine karşı sınıf temelli bir karşı-kültür hattı inşa ediyoruz.

‘Punk’ın içini boşaltan anlayışa karşı politik bir zemin’

Atina’dan Punk Against Capitalism topluluğuyla ortak bir çatınız var. ‘Uluslararasında savaşa, sınıflar arasında barışa hayır’ sloganı altında duyurduğunuz bu birliğin motivasyonu nedir?

Benzer politik perspektiflere ve benzer dertlere sahip iki kolektifiz. Bu nedenle tüm dünyayı saran emperyalist savaşlar ve sınıf kırımına karşı ortaklaştığımız ilkeler etrafında birlikte aksiyon alma kararı aldık. Bu ortaklığın pratikteki ilk örneği ise 25 Nisan Cumartesi günü düzenleyeceğimiz Red Saturday Fest’te gerçekleşecek ortak forum olacak.

Sizin topluluğunuzun haricinde hem Türkiye hem de dünyada punk müziğin bugünkü politik içeriğine dair neler söyleyebilirsiniz?

Punk her zaman politik bir zeminle ilişkiliydi ama bu ilişkinin içeriği her zaman aynı olmadı. Bugün de oldukça parçalı bir durum var. Bir yanda DIY prensibiyle hareket eden, toplumsal mücadelelerle bağ kuran sahneler var; diğer yanda ise daha apolitikleşmiş, düzenle derdi olmayan aksine sermayenin rıza üretimine ve aklanmasına alet olan konformist bir punk anlayışı var.

Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu. Punk kültürünün devamı için güzel işler yapan arkadaşlarımız var, onlarla dayanışma halindeyiz. Ama aynı zamanda punkın sadece estetik ve biçimsel özelliklerini alıp onu bir reklam nesnesine dönüştürerek içini boşaltan bir anlayış da var. Biz punkı sadece bir tarz ya da nostaljik bir şey olarak değil, bugünün sorunlarına karşı söz üretebilen çarpıcı-uzlaşmaz bir ifade alanı olarak görüyoruz.

‘Gençler geleceksizlik karşısında kendilerini ifade edecek alanlar arıyor’

Punk müziğine uzak kimseler bu türü ‘eski’ buluyor olabilir. Fakat son dönemde hem üretim hem de dinleyici anlamında özellikle gençler arasında ciddi bir ilgi var gibi duruyor. Buna katılıyor musunuz? Sizin gözlemleriniz neler?

‘Eski’ bulunması aslında biraz yüzeysel bir bakış. Çünkü punkı sadece bir dönemle sınırlı bir müzik türü gibi görmekten kaynaklanıyor. Oysa punk, içinde bulunduğu döneme tepki veren bir ifade biçimi.

Bugün gençlerin punka yönelmesini de bu şekilde okumak gerekiyor. Eşitsizlik, güvencesizlik, geleceksizlik, gençlerin özgürce var olabileceği alanların giderek daraldığı baskıcı politik iklim gibi somut sorunlar var ve gençler bu sorunlar karşısında kendilerini ifade edebilecekleri alanlar arıyor.

Son dönemde hem üretim alanında hem de dinleyici tarafında bir hareketlilik olduğu doğru. Ama bunun nasıl bir yöne evrileceği ve politik zeminle bağ kurup kuramayacağı önemli.

Planladığınız etkinlikleriniz hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

Asıl amacımız olan Red Saturday Fest’i organize edebilmek için yıl boyunca yurt dışından ve lokal sahneden arkadaşlarımızın dayanışmasıyla benefit konserleri ve sanat pazarları düzenledik.

Bu etkinliklerden elde ettiğimiz birikimle, 1 Mayıs’a giderken 25 Nisan Cumartesi günü emeğin sesini yükseltmek için Karga’da bir araya geliyoruz.

Konser öncesi Atina’dan yoldaşlarımız Punk Against Capitalism ve diğer konuklarımızla beraber alt kültüre, emeğe ve mücadeleye dair gerçekleştireceğimiz forum ve sanat pazarının detaylarını ayrıca duyuracağız.

Konserde ise punk grupları; Opcio K-95 (Katalonya), Urban Vietcong (Livorno), Cebren (İstanbul), Primitive Call (Bursa) sahne alacak.

Sanat Pazarı & Forum: 14.00 - 20.00

Konser Kapı Açılışı: 21.00

Öğrenci & Sendikalı İşçiler: 300 TL


© Evrensel