Kişisel koruyucu işçiyi değil patronu korur
İş cinayetlerinden sonra aynı cümleyi duymaya alıştık: “Gerekli önlemler alınmıştı.” Bu cümlenin altı doldurulduğunda karşımıza çoğu zaman aynı tablo çıkıyor: eğitim verilmiş, imza alınmış, kişisel koruyucu donanım dağıtılmış. Kağıt üzerinde her şey tamam. Peki o zaman neden işçiler ölmeye devam ediyor? Çünkü mesele, çoğu zaman anlatıldığı gibi “işçinin hata yapması” değil. Mesele, riskin üretim sürecinin neresinde durduğuyla ilgili.
Kağıt üzerindeki hiyerarşi, sahadaki ters yüz oluş
Türkiye’de yürürlükte olan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu açık: Önce riski ortadan kaldır, bu mümkün değilse azalt, en son aşamada kişisel koruyucu kullan. Yani kask, kemer, maske en başvurulacak değil, en son başvurulacak önlem. Ama sahaya baktığımızda bunun tam tersini görüyoruz.
İnşaat sahasında gerçek tablo
İnşaat bunun en çıplak örneği. Yüksekten düşme riski varsa yapılması gereken bellidir: işi mümkünse yerde çözmek, değilse sağlam bir iskele, korkuluk ve güvenli çalışma platformu kurmak. Ama çoğu şantiyede bunlar ya eksik ya da göstermelik. Buna karşılık işçiye bir emniyet kemeri verilir. Eğitim de verilmiştir, imza da alınmıştır. Artık sorumluluk kağıt üzerinde tamamdır.
Tercih edilen “ucuz ve hızlı çözüm”
Oysa işçi o kemeri nereye bağlayacaktır?........
