menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Jean-Marc Veliscek: “Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.”

20 0
03.06.2026

Kendinizi, tanıtır mısınız?

Fransa’da yaşayan, fotoğrafçı ve müzisyenim. Çalışmalarım, derin bir sinema tutkusuna dayanmaktadır. Fransız sinemasına, Amerikan klasik filmlerine, uluslararası bağımsız filmlere ve özellikle Kore sinemasına tutkuyla bağlı olduğumu söyleyebilirim. Farklı dönemlere ait iki yönetmen; Jean-Luc Godard’ın ve Leos Carax’ın filmlerini erken dönemlerinde keşfetmem, fotoğraf ve müzik alanında yaptığım işlerimin her zaman belirleyicisi olmuştur. Özellikle, Leos Carax’ın, Boy Meets Girl [1984] filmi, müzik çalışmalarımda kalıcı izler bırakmıştır.

Lumiere Kardeşler’in ilk film gösterimi, 1895 yılında Paris’te yapılıyor. Emprestyonist ressam Renoir’in oğlu Jean Renoir, 1925’li yıllardan itibaren yaptığı filmler, II. Dünya Savaşı sonrasında dünya sineması üzerinde sarsıcı etkiler bırakıyor. 1951 yılının Nisan ayında yayınlanmaya başlayan, Cahiers du Sinema dergisi, büyük tartışmalara yol açıyor. ‘Yani Dalga’, sizin için ne/neyi ifade ediyor?

Yeni Dalga sadece Fransız sineması için değil, dünya sineması içinde bir devrimdir. Benim için Yeni Dalga, bir özgürlük patlamasıdır. Çekimleri ve kurgu tekniğiyle, hikayelerini farklı anlatmalarının özgürlüğüyle bir devrimdir. Fransız sineması, Yeni Dalga akımıyla dünya sinemasına ‘auteur’* kavramını öğretti. Bu kavramı, dünya sinemasının önüne bir ‘model’ olarak koydu. Kim ne de desin; Fransız sineması, bir film laboratuvarıdır.

Peki, bugün?

Bugün bu akımın mirası, Julia Docournau, Justine Triet gibi yeni nesil film yönetmenlerinin cesaretlerinde, Yeni Dalga’nın ‘ruhunu’ görüyorum. Bu yönetmenler, günümüzde de, anlatı ve estetiğin sınırlarını zorlamaya devam ediyorlar. Peki, 1960’lı yıllardan farkı ne diye sorarsanız, yanıtım hazır; artık dijital araçlara ve küresel bir izleyici kitlesine sahipler.

“1980’ler kuşağı, Yeni Dalga’yı kopyalayamaz, onun küstahlığını genişletir.”

Jean-Jaques Beineix, Jean-Jacques Annaud, Leo Carax filmlerinin etkisinin, ‘Yeni Dalga’nın mirasına borçlu olduğunu söyleyebilir miyiz?

Etkinin var olduğunu söyleyebiliriz. Bu etki, dolaylı neredeyse gizli bir nitelikte. Beineix, Annaud ve Carax, 1980’li yıllarda çarpıcı bir görsel hedefle ortaya çıktılar. Neydi onlar? Şekillendirilmiş ışık, stilize edilmiş çerçeveleme, duygusal demiyorum duyusal öykü anlatımı. Ancak bu gösterişli estetiğin ardında, -biçimlerinde değil- tavırlarında Yeni Dalga’nın mirası yatıyor. Bu noktayı, madde madde açıklamam gerekirse;

– Stüdyo dışında çekim yapma özgürlüğü ki, bu Godard ve Truffaut’dan mirastır.

– Carax’ın filmlerinde, soyutlamanın eşiğine kadar zorladığı anlatı geleneklerinin reddi.

– Sinemanın kişisel, neredeyse el işçiliğine dayalı bir ‘jest’ olabileceği fikri.

Toparlarsam; film tarihçisi Antoine de Baecque’nin de belirttiği gibi; “1980’ler kuşağı, Yeni Dalga’yı kopyalayamaz, onun küstahlığını genişletir.” İşte bu küstahlık, gizli bir mirastır. [gülüşmeler]

Vay canına! Bunu hiç düşünmemiştim.

Şunu da eklemeliyim; Beneix ve Carax’ın etkisi, stil ve duyguyu bir arada harmanlama biçimidir ki bu da Godard ve Truffaut’dan, doğrudan kalan bir mirastır. Son olarak, İtalyan Yeni Gerçekçiliği ve Amerikan Bağısız Sinemasıyla........

© Ek Dergi