Belirsizlik çağında yeni denge
Gençlik hazır; potansiyel var, bağlantı var, istek var. Ancak bu potansiyelin karşılık bulacağı zemin hâlâ inşa halinde. Bu zeminin nasıl şekilleneceği ise yalnızca ekonomik değil, eğitimden teknolojiye, girişimcilikten toplumsal katılıma kadar uzanan bütüncül bir yaklaşımla belirlenecek.
Geçtiğimiz günlerde Habitat Derneği’nin, Infakto RW işbirliğiyle 2017’den bu yana düzenli olarak yürüttüğü “Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali” araştırmasının 2025 sonuçlarının paylaşıldığı toplantıya katıldım. Bu araştırma, yıllar içinde sadece veriler üretmekle kalmadı; gençliği konuşurken kullandığımız dili de değiştirdi. Bugün sıkça kullanılan “ev genci” kavramının bu çalışmadan çıkmış olması bile tek başına önemli. Çünkü mesele sadece gençlerin ne yaptığı değil, nasıl bir yaşamın içinde konumlandıkları.
Sunum boyunca dikkatimi çeken şey, tek tek rakamlar değil, bu rakamların birlikte çizdiği çerçeveydi. Ortaya çıkan tablo ne karamsar ne de aşırı iyimser. Daha çok, gençliğin belirsizlik içinde kendi dengesini kurmaya çalıştığı bir geçiş halini anlatıyor. Bu geçiş hali aslında sadece Türkiye’ye özgü de değil; dünya genelinde gençliğin, ekonomik dalgalanmalar, teknolojik dönüşüm ve değişen iş yapma biçimleri arasında kendine yeni bir yer aradığı bir döneme işaret ediyor. Bu yüzden gördüğümüz tabloyu sadece bugünün verileriyle değil, içinde bulunduğumuz çağın dinamikleriyle birlikte okumak gerekiyor.
Güven arayışı: İş, sadece iş değil
Sunumda paylaşılan veriler, gençlerin yaşam memnuniyetinde son dönemde bir artış olduğunu gösteriyor. Bu, önceki döneme kıyasla daha olumlu bir tablo. Bununla birlikte, araştırmanın bütününe baktığımızda üzerinde düşünülmesi gereken başka bulguların da öne çıktığını görüyoruz. Araştırmanın en net bulgularından biri, gençlerin yaşam memnuniyetini en güçlü belirleyen unsurun çalışma durumu olması. Çalışan gençlerle iş arayan gençler arasındaki fark sadece gelir farkı değil; aynı zamanda bir güven farkı. Bugünün dünyasında iş, yalnızca ekonomik bir araç değil, aynı zamanda bir yön duygusu.
Bu nedenle son dönemde çalışan genç oranındaki artışı sadece istatistiksel bir iyileşme olarak okumak eksik kalır. Bu durum, gençlerin hayata daha güçlü tutunma ihtiyacıyla da ilgili. Ancak burada asıl mesele, işin varlığı kadar niteliği. Çünkü gençler artık sadece çalışmak değil, yaptıkları işin kendilerine nasıl bir gelecek sunduğunu da sorguluyor. İşin sürdürülebilirliği, gelişim imkânı sunup sunmadığı ve bireyin kendini gerçekleştirme alanı açıp açmadığı, en az işin kendisi kadar belirleyici hale gelmiş durumda.
Habitat Derneği İcra Kurulu Başkanı Bora Caldu’nun şu sözleri bu çerçeveyi net biçimde ortaya koyuyor: “Gençleri veriye dayalı bir yaklaşımla daha iyi anlamak ve ihtiyaçlarını doğru tespit etmek önceliğimiz. Bu doğrultuda yürüttüğümüz çalışmalarla gençlerin değişen ihtiyaçlarına ışık tutmaya devam ediyoruz.”
Bu yaklaşım, gençliğe sadece mevcut durumu anlatmak değil, aynı zamanda geleceğe dair daha sağlam politikalar üretmenin de temelini oluşturuyor. Çünkü gençlerin beklentileri değiştikçe, bu beklentilere cevap veren sistemlerin de dönüşmesi gerekiyor.
Dijital çağın en kritik sorusu: İçinde miyiz, dışında mı?
Araştırmanın en çarpıcı başlıklarından biri dijital yetkinlikler. Gençler bugün dijital dünyanın tam ortasında; her gün internetteler, sürekli bağlantı halindeler. Ancak aynı gençler kendilerini dijital olarak yeterli hissetmiyor. İşte asıl mesele tam burada başlıyor. Çünkü bu çağda dijitalde olmak yetmiyor, dijitalde üretmek gerekiyor.
Kullanıcı olmak ile yetkin olmak arasındaki fark, bugünün en kritik eşiklerinden biri. Bu eşik aşılamadığında, gençler dijital dünyanın parçası olmaya devam eder ama belirleyicisi olamaz. Bu durum yalnızca bireysel bir özgüven meselesi değil; aynı zamanda üretim kapasitesi, ekonomik katılım ve rekabet gücü ile doğrudan bağlantılı. Dijital becerilerin sınırlı kalması, gençlerin küresel ekonomideki yerini de dolaylı olarak etkiliyor.
Bu noktada sorumluluğu sadece gençlere bırakmak doğru değil. Eğitim sisteminin bu becerileri erken yaşta kazandırması, özel sektörün ise gençlerin gerçek deneyim elde edebileceği sosyal etki alanlarını büyütmesi gerekiyor.
Bora Caldu’nun şu vurgusu da bu açıdan dikkat çekici:“Dijital dönüşüm, girişimcilik ve sürdürülebilirlik alanlarında yürüttüğümüz programlarla gençlerin potansiyellerini geliştirmeyi hedefliyoruz.”
Bu yaklaşım aslında tek başına bir kurumun yapabileceğinin ötesinde bir alanı işaret ediyor. Çünkü dijital çağda gençlerin sadece bilgiyle değil, bu bilgiyi kullanabilecekleri ekosistemlerle güçlenmesi gerekiyor. Bu nedenle Habitat gibi yapıların yürüttüğü çalışmalar önemli ama yeterli değil; kamu, özel sektör ve sivil toplum arasında daha güçlü ve sürdürülebilir ortaklıkların kurulması gerekiyor. Ancak bu şekilde gençler, teknolojinin hızla şekillendirdiği dünyada yalnızca izleyen değil, yön veren bir konuma gelebilir. Asıl mesele de tam olarak bu: gençleri geleceğe hazırlamak değil, onları geleceğin kurucuları haline getirmek.
Temkinli gençlik: Riskten kaçış değil, anlam arayışı
Araştırmanın bir diğer dikkat çekici bulgusu ise girişimcilik isteğindeki gerileme. İlk bakışta bu durum, gençlerin daha az cesur olduğu şeklinde yorumlanabilir. Ancak daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Bugünün gençliği risk almaktan vazgeçmiş değil, ancak artık riskin karşılığını daha dikkatli ölçüyor.
Belirsizliğin yüksek olduğu bir dünyada, daha güvenli alanlara yönelme eğilimi artıyor. Aynı durum yurt dışına gitme isteğinde de görülüyor. Önceki yıllara göre bir düşüş var, ancak bu durum hayallerin küçüldüğünü değil, hesapların daha gerçekçi yapıldığını gösteriyor. Gençler artık yalnızca hareket etmek değil, doğru yönde hareket etmek istiyor; bu da onları daha analitik ve daha stratejik kararlar almaya yönlendiriyor.
Bu aslında önemli bir zihniyet değişimi. Gençler artık sadece “fırsat var mı?” diye sormuyor, “bu fırsat beni nereye götürür?” diye soruyor. Bu sorgulama, kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli anlam arayışının öne çıktığını ve yeni kuşağın karar alma biçimlerinin giderek derinleştiğini gösteriyor.
Eksik halka: Anlam, aidiyet ve katılım
Araştırmada dikkat çeken alanlardan biri gönüllülük ve sivil katılımın sınırlı kalması. Bu tabloyu yalnızca sayısal bir veri olarak okumak yerine biraz daha geniş bir çerçeveden değerlendirmek gerekiyor. Çünkü gönüllülük, sadece bir faaliyet alanı değil; bireyin kendini konumlandırdığı, anlam arayışını beslediği ve toplumsal bağ kurduğu bir zemin.
Türkiye’de bu kültürün genel olarak güçlü bir şekilde yerleştiğini söylemek zor. Gönüllülük çoğu zaman bireysel çabalarla sınırlı kalıyor, kurumsal ve sürdürülebilir yapılar içinde yeterince yaygınlaşamıyor. Oysa bu alan, özellikle gençler için yalnızca bir katkı sunma meselesi değil; aynı zamanda kendini keşfetme, farklı deneyimlerle karşılaşma ve toplumsal aidiyet geliştirme imkânı.
Bu nedenle gönüllülüğü sadece sosyal sorumluluk başlığı altında değil, daha geniş bir gelişim alanı olarak görmek gerekiyor. Erken yaşlarda temas edilen ve hayatın doğal bir parçası haline gelen bir gönüllülük kültürü, gençlerin yalnızca kariyer yolculuğunu değil, dünyaya bakışını da doğrudan etkileyen bir unsur haline geliyor.
Tüm bu veriler bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo net: Gençler kopmuş değil ama değişmiş. Daha temkinli, daha seçici ve daha sorgulayıcı bir kuşakla karşı karşıyayız. Bu yüzden mesele gençlerin ne hissettiği değil, onlara nasıl bir alan sunulduğu.
Çünkü gençlik hazır; potansiyel var, bağlantı var, istek var. Ancak bu potansiyelin karşılık bulacağı zemin hâlâ inşa halinde. Bu zeminin nasıl şekilleneceği ise yalnızca ekonomik değil, eğitimden teknolojiye, girişimcilikten toplumsal katılıma kadar uzanan bütüncül bir yaklaşımla belirlenecek.
Bize düşen, bu alanları doğru şekilde güçlendirmek ve gençler için daha sağlam bir zemin oluşturmak. Çünkü yarının nasıl şekilleneceği, bugün bu zemini nasıl kurduğumuza bağlı.
