İstanbul, yeni Dubai olur mu?
Dünya ekonomisi artık üretimden çok merkez olma yarışına dönüştü. Parayı kazananlar üreticiler değil; paranın, ticaretin ve sermayenin aktığı merkezler. Dubai bu oyunu çok erken gören kentlerden birisi oldu ve uzun zamandır da bu konudaki gücünü korumayı sürdürüyor. Savaşın etkisi ile Dubai’nin güven erezyonuna uğradığı bir gerçek.
Savaşın her türlüsüne karşı olsak da, bazı taşları yerinden oynattığını ve fırsatlar yarattığını da kabul etmek durumundayız. Bu yazıyı kaleme almam yalnızca Dubai’nin gözden düşmesi ile ilgili gibi görünse de benim tek vurgu yapmak istediğim husus bu değil. Ticaret ve sermaye kendisine yeni merkez arayacak mı, evet arayacak. Dün de aramıştı ve Dubai’yi bulmuştu, bugün bu yeni merkez neden İstanbul olmasın ve bu yatırımlar neden ülkemize gelmesin.
Önce Dubai’nin nasıl bu noktaya gelmeyi başardığına bir göz atalım. Ben Dubai’yi cazip yapan tek şeyin vergi yok algısı olduğunu düşünenlerden değilim. Birleşik Arap Emirlikleri, yıllar önce Dubai’yi “öngörülebilir” ve “yatırımcı dostu” bir sistemle inşa etti. Buradaki iki kelimeyi özenle seçtim. İlki öngörülebilir, yani vergisel sistemi ve bürokrasisi açısından sürprizlere kapalı ve istikrarlı.
İkinci kelime ise yatırımcı dostu, yani vergisel açıdan ticaret yapmak için cezbedici avantajlar sunan. Bugün Dubai gelir vergisinin olmadığı, kurumlar vergisinin ya hiç olmadığı ya da en yüksek oranın yüzde 9 olduğu, çok yüksek kârlarda ise ancak seviyesine çıktığı, Serbest Bölge’lerde ise hiç olmadığı, kâr transferinin serbestçe yapılabildiği, 0 yabancı mülkiyetin........
