MİSAFİR OLDUĞUNU UNUTAN YOLCULAR GİBİYİZ
İnsan, geldiği kapıyı da gideceği kapıyı da bilerek doğar; fakat ikisinin arasındaki kısa koridoru ebedî bir konak zannederek yaşar.
Buraya ait değiliz; lakin buraya aitmişçesine kök salıyor, temeller atıyor, hesaplar kuruyoruz.
Misafir olduğumuz evin duvarlarını boyuyor, tapusunu üzerimize geçirmeye çalışıyoruz.
Halbuki misafirlik, eşyanın tabiatı gereği geçicidir; sofra kalkar, ışıklar söner ve kapı bir gün mutlaka çalınır.
Bizler bu hakikati bilmiyor değiliz; biliyor, fakat bilmezden gelerek yaşıyoruz.
Bu kadar kısa bir hayat için o kadar çok şeyden vazgeçiyoruz ki...
Huzurumuzu, sıhhatimizi, sevdiklerimizle geçireceğimiz vakitleri, hatta ruhumuzun sükûnetini üç günlük dünyanın hengâmesine kurban ediyoruz.
Ellerimizle biriktirdiklerimiz çoğaldıkça kalbimizdeki boşluk büyüyor; kasalar dolarken gönüller boşalıyor.
Bir ömür boyu didinip topladıklarımızı, tek bir nefeslik........
