TÜRK HARİCİYESİNDE SESSİZ DEVRİM: ANKARA NEDEN ARTIK DAHA AZ KONUŞUYOR?
Türkiye'nin son yıllarda yürüttüğü dış politikayı dikkatle izleyenlerin gözünden kaçmaması gereken önemli bir değişim var: Ankara artık daha az konuşuyor, daha çok iş yapıyor.
Davul zurna çalmadan, her diplomatik teması bir zafer ilanına dönüştürmeden, çoğu zaman kamuoyunun dahi farkına varmadığı kanallardan; usulünce, suhuletle ve sabırla yürütülen yeni bir diplomasi anlayışı giderek belirginleşiyor.
Bana göre bu, Türk dış politikasında uzun zamandır görmediğimiz ölçüde önemli bir zihniyet değişimidir.
DEVLETLER HER YAPTIĞINI ANLATMAZ
Diplomasinin belki de en eski fakat en fazla unutulan kaidesi şudur:
Devlet, her bildiğini söylemez; her söylediğini yapmaz; yaptığı her şeyi de ilan etmez.
Büyük devlet diplomasisi biraz da ketumluk sanatıdır.
Çünkü diplomasi miting meydanı değildir. Müzakere masasındaki muhatabınızı kamuoyu önünde köşeye sıkıştırırsanız, ona geri adım atabileceği alan bırakmazsınız. Bazen aylarca süren sessiz bir temas, kürsülerden yapılan yüz konuşmadan daha değerlidir.
Türkiye'nin son yıllardaki dış politikasında işte bu anlayışın giderek daha fazla hâkim olduğunu görüyoruz.
MEKKE ANLAŞMASI: SESSİZ DİPLOMASİNİN EN ÇARPICI ÖRNEĞİ
Bunun belki de en çarpıcı örneği, 7 Ağustos 2026'da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke'de imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasıdır.
Anlaşmanın mahiyetine bakınız: Üç önemli bölgesel güç, birine yönelik saldırının diğerlerine de yapılmış sayılması esasına dayanan bir ortak savunma mekanizması kuruyor. Bunun yanında siyasi ve askerî koordinasyon, ortak tatbikatlar ve savunma sanayii işbirliğinin derinleştirilmesi öngörülüyor.
Böylesine önemli bir anlaşmanın hazırlanış sürecine bakın.
Aylar boyunca televizyon ekranlarında tartışılmadı.
Her müzakere kamuoyuna servis edilmedi.
“Yeni ittifak kuruyoruz” diye meydanlarda nutuk atılmadı.
Taraflar çalıştı, diplomatlar görüştü, askerî ve siyasi mekanizmalar müzakere edildi; şartlar olgunlaştığında liderler Mekke'de bir araya geldi ve imzalar atıldı.
Türkiye'nin içinde bulunduğu yeni dış politika anlayışını anlatmak için bundan daha güzel bir örnek zor bulunur.
Üstelik mesele sıradan bir işbirliği protokolü değildir. Türkiye'nin NATO üyeliğini, Pakistan'ın askerî kapasitesini ve Suudi Arabistan'ın ekonomik-stratejik ağırlığını aynı güvenlik mimarisi içerisinde buluşturan bir yapıdan söz ediyoruz. Anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığı özellikle vurgulanırken, başka ülkelerin gelecekte katılımına da kapının açık tutulduğu belirtiliyor.
Böyle bir oluşumun jeopolitik ağırlığı tartışılabilir; uygulamadaki gerçek kapasitesini zaman gösterecektir. Fakat........
