Kilisenin hakkı, caminin haddi
Kilisenin hakkı, caminin haddi
Bir filmde karakterin yolu bir kiliseye düşer. Girer, bir banka oturur, biraz düşünür. Belki ağlar, belki hiçbir şey yapmadan vitraylardan süzülen ışığa bakar. Seyirci onun oraya neden girdiğini uzun uzun sorgulamaz. Hristiyan mıydı, değil miydi, senarist bununla bize ne anlatmaya çalışıyordu? Kilise oradadır; şehrin ve hayatın içinde. Karakter de yorulmuş, yolu düşmüş veya biraz susmak istemiştir. Olabilir.
Aynı karakter camiye girse filmin havası birden değişir. Ya bir cenaze vardır ya büyük bir pişmanlık ya ağır bir tövbe yahut karakterin dindarlığı özellikle bildirilecektir. Fon müziği bile hemen vazifesinin başına geçer. Bir insanın öğle vakti serinlemek, zihnini toplamak, avluda oturmak veya yalnızca susmak için camiye girdiğini pek görmeyiz. Girerse bunun hikâyede mutlaka büyük bir karşılığı olacakmış gibi davranılır. Cami, hayatın içindeki bir mekân olmaktan çıkarılıp özel bir “din sahnesi”ne yerleştirilir.
Gündelik hayatta da buna benzer bir fark var. Bir kilisenin kapısından içeri girmek için Hristiyan olmak gerekmiyor. Yolunuz düşmüştür, mimarisini merak etmişsinizdir, vitraylara bakacaksınızdır; hatta hava çok sıcaktır, içerisi serin görünmüştür. Girersiniz. Kimse dönüp dünya görüşünüzü sormaz. Siz de kendi kendinize “Acaba burada bulunmam ne anlama geliyor?” diye küçük çaplı bir kimlik soruşturması başlatmazsınız.
Caminin kapısına gelinceyse insanın yalnız ayakları değil, niyeti de yavaşlıyor; “İçeri girebilir miyim, nereden girmeliyim, üstüm uygun mu, yanlış bir yerde mi duruyorum?” Bir anda insan kendi kıyafetinin din işleri sorumlusu kesiliyor. Üstelik bu çekingenliği yalnızca ibadetle arası mesafeli olanlar üretmiyor. Caminin içindeki bazı bakışlar ve alışkanlıklar da kapının herkese açık olduğunu söylerken eşiğin o kadar kolay geçilmediğini hissettirebiliyor. Kimse bir şey demese bile insan bazen bütün yönetmeliği havadan okuyabiliyor.
Fakat cami kapısındaki bu duruşun tamamını yabancılaşma veya “toplumsal baskı”yla açıklamak da haksızlık olur. İnsan bazen dışlandığı için değil, kutsal bir yere girdiğini bildiği için yavaşlar. Bizde “Edeple giren, lütufla çıkar” diye bir söz var. Belki ayakkabısını çıkarırken yalnız ayakkabısını........
