menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye'nin üniversite tarihi aynı zamanda 'tasfiyeler' tarihidir

92 0
11.03.2026

Türkiye'nin üniversite tarihi aynı zamanda 'tasfiyeler' tarihidirT

İlk yazıda, üniversitenin-akademinin kamusal bir derdi olup olmadığını sormuştum, devam ediyorum.

Türkiye üniversite tarihi aynı zamanda bir üniversite tasfiyeleri tarihidir ve tasfiyelerin ‘ilke’si anlaşılmadıkça üniversite kurumunun niteliğinin kavranması güçleşir. Neden bu denli çok tasfiye yapıldı bu ülkede, neden bir kesim akademisyen ile devletin arası hiçbir zaman düzelmedi?

Memleket, demokrasi, özellikle düşünce özgürlüğü konusunda her zaman fukaraydı. Akademik özgürlük sorunu demokrasi cılızlığının ürünlerinden biri. Devlet ve devletlu ile üniversite-akademi arasındaki gerilimin, üniversitenin özerk olduğu yıllarda dahi sona ermemesinin önemli bir nedeni bu durum olmalı.

İlhan Tekeli’nin son yazıda atıf yaptığım makalesine hem bu yazıda hem sonrakinde değineceğim. Tekeli, Cumhuriyet tarihindeki tasfiyeleri özetledikten sonra şu sonuca varmış: “Bu öykünün tümü değerlendirildiğinde ‘Türkiye’de üniversite tasfiyeleri, olağanüstü dönemlerin geçici tedbirleri değil, siyasetin üniversiteyi yanlış formüle edişinin sürekli sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Devlet, üniversiteyi özerk bir bilgi üretim alanı olarak değil, uslandırılması gereken bir kurum olarak görmüş; bu bakış açısı tasfiyeleri tekrar eden bir yönetim pratiğine dönüştürmüştür. Böylece üniversite özerkliği yalnızca zedelenmemiş, kalıcı olarak siyasal müdahalenin nesnesi haline gelmiştir’ denilebilir.” Evet, mesele devletin üniversiteyi ‘özerk bir bilgi üretim alanı’ olarak görmemesi ve bu açmazla demokrasinin kalitesi arasında doğru orantı var.

Türkiye’de 1930’lardan bugüne her dönemeçte üniversite tasfiyesi yaşandı. İlki, kuruluş aşamasına dahil olan 1933 tasfiyesi. 2252 sayılı yasayla Darülfünun, İstanbul Üniversitesine dönüştürüldü. Öğretim üyeleri ve asistanların toplamda yüzde 70 küsuru tasfiye edildi. Tasfiyenin adı ‘reform’ idi kuşkusuz! Dönemin adı sanı bilinen hocalarının akademi dışında bırakılmasındaki siyasi niyeti görmek mümkün.

İkincisi 1946 ile 1948 arasındaki DTCF tasfiyesi. Niyazi Berkes, Behice Boran, Pertev N. Boratav, Muzaffer Şerif Başoğlu gibi dönemin çok önemli hocaları bu kez ‘solculuktan’ atıldı. Hocalara yönelik ırkçı taciz 1941’de başlasa da birkaç kez yaşanan yargısal gelgitlerin sonunda Senato tarafından görevlerine son verildi. Resmî ideolojinin anti-komünizm olarak belirginleştiği (öncesinde başlamış olsa da) yıllarda, II. Dünya Savaşı sonrası siyasi koşullarına ayak uydurma çabası ve sola yönelik........

© Diken