menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DAVET VE İKRAM...

9 0
29.09.2026

İnsan bazen bir sofraya değil, bir gönle davet edilir. Önüne konulan yemeğin ne olduğundan çok, kendisine açılan kapıyı, gösterilen güler yüzü ve “Seni aramızda görmek istedik” cümlesini hatırlar. Davet; sadece bir yere çağırmak değil, insana “Sen bizim için değerlisin” demektir. İkram ise sadece karın doyurmak değil, gönül doyurmaktır. Belki bunun içindir ki yıllar geçer, sofrada ne yediğimizi unuturuz ama bizi nasıl karşıladıklarını unutmayız. İslâm medeniyetinde sofra, sadece yemek yenilen bir yer değildir. Sofra; kardeşliğin kurulduğu, küskünlüklerin eritildiği, yabancıların yakın olduğu, fakirin zenginle aynı lokmaya el uzattığı bir gönül meclisidir. Kur’ân-ı Kerîm, Hz. İbrahim’in misafirlerini anlatırken onun ikram ahlâkına özellikle dikkat çeker. Tanımadığı misafirler yanına geldiğinde onları sorguya çekmek yerine sessizce ailesinin yanına gider ve semiz bir buzağı getirerek önlerine koyar. Sonra da büyük bir nezaketle, “Yemez misiniz?” der. (Zâriyât, 24-27) İbrahimî ahlâkın sofrasında önce kimlik sorulmaz, önce ikram edilir.

Peygamber Efendimiz’in Medine’sinde ikram, bazen eldekinin paylaşılması değil, kendinden vazgeçebilmenin adı olmuştur. Aç bir adam Resûlullah’ın huzuruna geldiğinde Efendimiz onu doyuracak bir şey aradı. Evlerinde yiyecek bulunamayınca Ensar’dan bir sahâbî misafiri evine götürdü. Evde yalnızca çocuklara yetecek kadar yemek vardı. Çocuklar uyutuldu, kandil söndürüldü, ev sahibi ve hanımı karanlıkta yiyormuş gibi yaptılar, yemeği misafire bıraktılar. Sabah olduğunda Resûlullah onların bu davranışından Allah’ın razı olduğunu haber verdi. Bu hâdise, Haşr sûresindeki şu büyük ahlâkı hatırlatır; “Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler.” (Haşr, 9) İşte ikram budur. Fazlayı vermek güzeldir, fakat azını paylaşmak daha derindir. Tokken aç........

© Denge