Cezaevi ziyaretleri
Bayram günü en hazin anlar hep cezaevlerinde yaşanır. Hele siyasi mahkûmsanız ve görüş hakkınız engelleniyorsa yürekler kabına bir türlü sığmaz. Dışarıda olanlarsa çaresiz demir parmaklıkların ardını düşünür. Analar, babalar, kardeşler, eşler, evlatlar... Oradaki dostlarını, tanışlarını, hiç karşılaşmasa da bildiklerini, uzaktan gördüklerini aklına getirir sürekli..
Bayram şekerle değil acıyla bütünleşir. Böyle zamanlarda sözcükler kendi günlüğünü dayatır bize. Çünkü şiir başlı başına insanlığın direnç anıtıdır, bugünden geleceğe bırakılan aktarımı en hızlı mirastır. Dünün şiiri nasıl yazıldıysa bugünün de şiirinin yazılacağını görmek istersiniz sözcüklere sığınınca. Ataol Behramoğlu’nun Barış davasından 12 Eylül zindanlarında yattığı dönemde kızına yazdığı o şiiri gözyaşlarıyla içinize alırsınız:
“Gecemin üzgün çiçeği sen, yavrum./ Dargın yüzünü görebilsem yavrum/ Babalar daha çok görebilsinler diyedir çocuklarını/ Tutsaksam şimdi ve sana hasretsem yavrum”
Sonra bir anda karşınıza Meriç Kahraman ile kızı Vera’nın Silivri’deki sekizinci bayram ziyareti haberi çıkar. Dünün şiirinin bugünün şiirini de karşıladığını düşünürsünüz Ataol Behramoğlu’nun yazdıkları sayesinde...
Barış’lar, Vera’lar ağlamasın diyedir boğazınızda bir top yumağa dönen yutkunmanız.
Şair kendi ilkesini öne koyarak aklıyla kavradığını duygusuyla göstermeye çalışır. Bu başlı başına cesaret sözcüğünü aşabilmekle ilintilidir. Şairler bu nedenle dokunulmazlıklarını kuşanarak sözün zırhıyla kuşanırlar. Ne acı ki onların bu hal ve tavrı her zaman bizim gibi toplumların önünde olmuştur.
Bakû’dan........
