ABD’nin 250. kuruluş yıldönümü ve NATO zirvesi
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
ABD’nin 250. kuruluş yıldönümüyle, Ankara’da düzenlenecek olan NATO’nun “tarihi” diye nitelendirilen 36. Zirvesi aynı haftaya denk geliyor.
ABD Britanya’dan bağımsızlığını 250 yıl önce ilan etti. Zaman içerisinde dünyanın 1 numaralı ekonomisi ve askeri gücü haline geldi. Amerika kendi yurttaşlarına bir evi, bir arabası bulunan, çocuklarını üniversitede okutabilen, yaygın tüketim mallarına rahatça erişebilen bir refah düzeyi sundu. Yaşam standartları kuşaktan kuşağa ileri gitti. Amerikan yaşam tarzı tüm dünyada imrenilen, özenilen bir çekim gücü oluşturdu. Soğuk Savaş’ın ABD’nin lehine sonuçlanması, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte ABD liderliğinde tek kutuplu bir dünyadan söz edilmeye başlandı. Kapitalizmin alternatifsiz bir model, burjuva demokrasisinin piyasa düzeninin olmazsa olmaz yönetim tarzı kabul edildiği “tarihin sonu” anlatısı kabul gördü.
ABD’NİN GERİLEYİŞİ
Gelgelelim son 30 yıldır Çin’in hızlı yükselişi ABD’yi rahatsız etmeye başladı. Amerikan ekonomisi her ne kadar Avrupa Birliği ülkelerinden daha iyi performans sergilese de kapitalist küreselleşme koşullarında ortalama Amerikalı ailesinin refah artışı durdu. Her kuşağın ebeveynlerinden daha iyi maddi olanaklara sahip olacağı varsayımı sarsıntıya uğradı. Geleceğinden kaygılı genç kuşaklar, işini başta Çin Asya ülkelerine kaptırdığını düşünen taşra eyaletlerindeki mavi yakalı işçiler “Amerikan hikayesinin” sonuna yaklaştığını düşündürmeye başladılar. Yaşanan sorunları göçmenlere, mültecilere, azınlıklara bağlamak kolaycılığı, aşırı sağın güçlenmesini, Cumhuriyetçi partide egemen olmasını, Trump gibi demagogların rağbet bulmasını getirdi.
ABD teknolojide dünya liderliğini sürdürüyor. Bunun askeri sanayiye uygulaması sayesinde hala en güçlü orduya, dünyanın dört köşesinde askeri üslere sahip olma ayrıcalığını koruyor. Küresel ekonomideki ağırlığını kaybetmesi ile kahredici askeri bir gücü barındırması arasındaki asimetri, Trump gibi liderlerle giderek kaba güce, zora ve dayatmaya dayalı, doğal kaynakların açıkça talanını meşru gören 19. yüzyıl tarzı bir emperyalizme dümen kırmaya neden oldu. Bu bağlamda kuruluşun 250. yıldönümüyle dünyanın en büyük savaş aygıtı NATO zirvesinin örtüşmesi özel bir anlam taşıyor.
ABD ÖTEDEN BERİ SALDIRGAN BİR GÜÇ
ABD kuruluşunda kendini demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklerin kalesi olarak lanse etti. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası küresel hegemonyasını kabul ettirdikten sonra yukarıdaki değerleri “liberal uluslararası düzenin” BM, OECD, NATO, IMF, DB gibi kurumsal yapıları aracılığıyla dünyaya telkin etti. Ama geriye dönüp bakıldığında ABD’nin cengâver yüzünün he gündemde olduğu 250 yıla 500 askeri müdahaleyi sığdırdığı görülüyor. Politika bilimci Monica Duffy Toft ve Sidita Kushi’ye göre özellikle 11 Eylül 2001 saldırısından sonra ABD diplomatik çözüm yollarını zorlamaktansa askeri güç kullanmayı tercih ediyor.
19. yüzyılda ABD’nin askeri müdahalelerinin merkezi daha çok Latin Amerika olurken, son yakın tarihte Asya ve Ortadoğu’ya yönelik harekatlar yoğunlaşıyor. Soğuk Savaş’ın bitişiyle........
