menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Vincenzo Italiano: Tırnaklarla kazınan 30 yıllık bir futbol hikâyesi

47 0
19.09.2026

Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.

Vincenzo Italiano’nun hikâyesine bir zafer fotoğrafından başlamak mümkün. Takvim 14 Mayıs 2025’i gösteriyor.

Bologna, Roma Olimpiyat Stadı’nda Milan’ı Dan Ndoye’nin golüyle 1-0 yenmiş, 51 yıl sonra İtalya Kupası’nı kazanmış. Italiano, Fiorentina ile kaybettiği üç finalin ardından nihayet kupaya ulaşmış. Bir şehrin uzun bekleyişiyle bir teknik direktörün yarım kalan işi aynı gece tamamlanmış.

Ama o fotoğraf tek başına fazla düzgün bir hikâye anlatır. Sanki önce yetenek keşfedilmiş, ardından doğru adımlar atılmış ve başarı kendiliğinden gelmiş gibi.

Oysa Italiano’nun kariyerinde reddedilmek de var, alt liglerde yeniden iş aramak da. Bir takımı finale taşıyıp son düdükten sonra rakibin kutlamasını izlemek de var.

EMEKLE İŞLENMİŞ BİR KARİYER

Beşiktaş’ın başında bugün yarattığı heyecanın geçmişini ararken bu yolun tamamına bakmak gerekiyor. Çünkü Italiano’nun futbolunu yalnızca hücum isteğiyle açıklamak yetersiz kalır. Onun kariyeri, bir fikri farklı takımlara kabul ettirmenin ve o fikir sonuç vermediğinde yeniden çalışabilmenin hikâyesi.

Hikâyenin ilk adresi ise soyadının çağrıştırdığı ülkenin dışında.

Italiano, 10 Aralık 1977’de Batı Almanya’nın Karlsruhe kentinde dünyaya geldi. Çocukluğu ve futbolla kurduğu ilk bağ ise Sicilya’da, ailesinin memleketi Ribera’da şekillendi. Almanya doğumlu olması, futbol kimliğinin de orada geliştiği anlamına gelmiyor, kökleri, adanın güneybatısındaki bu kasabadaydı.

13 YAŞINDA BAŞLAYAN FUTBOL KARİYERİ

13 yaşındayken Torino’nun denemesine katıldı. Kulübün değerlendirmesi olumsuzdu, fiziksel açıdan yeterli bulunmamıştı. Henüz yolun başındaki bir çocuk için futbolun ilk ciddi hükmü buydu.

Italiano, Sicilya’ya döndü ve o hükmün kariyerinin son cümlesi olmasına izin vermedi. Partinicaudace ve Trapani üzerinden ilerledi. Büyük kulübün altyapısında açılmayan kapının ardından daha küçük takımlarda kendine yer buldu.

Sonradan başarıya ulaşan herkesin çocukluğundan bir kararlılık efsanesi çıkarmak kolay. Italiano’yu ilginç kılan, o reddedilişe yüklenebilecek büyük anlamlardan çok, sonrasında izlediği somut yol. Bir sonraki takıma gitti, oynadı, başka birinin dikkatini çekti. Futbolda yükselmenin daha sessiz, daha uzun güzergâhını takip etti.

PRANDELLI ETKİSİ

1996’da Rino Foschi onu Hellas Verona’ya götürdü. Verona, futbolculuk hayatının merkezine yerleşti. On yılı aşan, kısa Genoa dönemiyle kesilen bu ilişki boyunca hem tanındı hem de bir oyuncu olarak biçimlendi.

Cesare Prandelli ile çalışması da burada gerçekleşti. Italiano, ilerleyen yıllarda Prandelli’yi kendisine güvenen ve antrenörlük düşüncesini etkileyen isimler arasında anacaktı.

Başlangıçta sağ kanatta oynayan Italiano’nun asıl yeri zamanla orta sahanın merkezi oldu. Bu değişime ilk anda sevinmemişti, kaleden uzaklaşmak, gol atmayı seven bir oyuncuya cazip gelmiyordu ama geriden oyun kurmak, onun futbol içindeki yerini belirledi. Uzun pasları ve uzaktan şutlarıyla öne çıkan bir oyun kurucuya dönüştü.

Sahanın bu bölgesi, oyunu sürekli başkalarıyla birlikte düşünmeyi gerektirir. Top ayağınıza gelmeden önce arkadaşınızın nerede olduğunu, rakibin hangi alanı kapattığını, bir sonraki pasın nereye gideceğini bilmeniz başlıca görevlerinizden biri haline gelir.

Italiano’nun daha sonra antrenör olarak savunacağı kolektif oyun anlayışıyla futbolculuk rolü arasında bir yakınlık görmek mümkün. Yine de onu yalnızca “sahadaki teknik direktör” kalıbına sıkıştırmak, sonradan öğrendiklerini küçümsemek olur.

Nitekim antrenör olduğunda, oyun kurma görevini kendi eski mevkiinin tekelinden çıkarmayı savunacaktı.

"HERKES OYUN KURABİLMELİ"

İtalya Futbol Federasyonu'na 2020'de sunduğu tezde “herkes oyun kurabilmeli” fikri dikkat çekiyor. Buna göre hücumu başlatmak yalnızca savunmanın önündeki oyuncunun sorumluluğu olamaz. Boşluğu gören stoper ilerleyebilmeli, uygun konumdaki bek topu taşıyabilmeli, her oyuncu rakibin davranışına göre çözüm üretebilmeli.

Bu düşünce üzerinden bakıldığında, onun futbolunda oyuncudan istenen şey daha anlaşılır hale geliyor: Pas sırasını beklemek yeterli değil. Oyunun kurulmasına katılmak, sorumluluk almak ve gerektiğinde alışılmış yerinden çıkmak gerekiyor. Böyle bir takımda iyi ayak........

© Birgün