Medyada sendikasızlık ve adaletsizlik!
Halk TV’de geçen haftalarda yaşanan kriz -işten çıkarmalar ve istifa dalgası- medyanın genelinde uzun süredir var olan derin yapısal sorunları bir kez daha ortaya çıkardı: Sendikasızlık, adaletsizlik, siyasi baskı ve editoryal özerklik erozyonu. Bu hafta “Halk TV krizi” üzerinden medyadaki vahim durumu ele alacağım.
MEDYAYA BASKI VE KUŞATMA
Medya, ülkenin yakın tarihinde hiç olmadığı kadar tek elde toplanmış, siyasi iktidarın tahakkümü ve baskısı altındadır. Gerçeği dile getiren gazeteciler sudan bahanelerle susturulmak isteniyor; tutuksuz yargılanması gerekirken hapsedilen gazeteciler hiç eksik olmuyor. Gazetecilik yapanlar ve gerçeği arayanlar, kutlanması gerekirken zulme uğruyor. Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın gazetecilik nedeniyle tutuklanması bunun son örnekleri.
Üstelik medyaya yalnızca baskı ve ceza tehdidi yok: Bağımsız medya mecraları para cezaları ve kapatma tehdidiyle yüz yüze. Tele 1 televizyonu örneğinde olduğu gibi ifade özgürlüğü, masumiyet karinesi ve mülkiyet hakkı hiçe sayılarak yayın organları gasp ediliyor. Eleştirel medya haksız biçimde kamu ilanlarından mahrum edilerek mali olarak zayıflatılıyor. Bütün bunların üstüne bir de tekno-oligarşinin algoritmalarıyla baş etmek zorunda kalıyorlar.
Ancak bütün bu büyük zorluklara rağmen alternatif ve eleştirel medya halkın büyük ilgisiyle karşılaşıyor. Bu mecraların sayısı az olsa da ciddi bir izlenme ve okunma düzeyine ulaşmış durumdalar. Hükümetin medya üzerindeki Orwellvari baskısı ters tepmiş ve eleştirel medya halkın nefes aldığı bir alana dönüşmüş durumda. Bu sevindirici ve özenle korunması gereken bir tablo.
İktidar medyanın büyük bölümünü kontrol etmekle yetinmiyor, mali ve editoryal bağımsızlığı yok ederek tüm medyayı tek sesli hale getirmek ve totaliter bir medya düzeni kurmak istiyor. Mali ve editoryal bağımsızlığın yok edilmesi gerçeğin karartılmasına, siyasal baskının ve despotizminin derinleşmesine yol açar. Editoryal ve mali bağımsızlık ile medya çalışanlarının haklarının en büyük güvencesi halk desteği, sendikalaşma ve dayanışmadır.
MEDYANIN SENDİKASIZLAŞTIRILMASI
Türkiye’de güçlü bir basın sendikacılığı geleneği var. 1990’lara kadar ana akım medya ve kamu medyasında ciddi sendikal örgütlenmeler söz konusuydu. Ne var ki 1980’lerde başlayan neoliberal karşı devrim kısa sürede medya alanına da sirayet etti. O dönemde bazı üst düzey medya yöneticilerinin (meşhur (!) yayın yönetmenlerinin günahı büyük) baskısıyla basında sendikasızlaştırma operasyonu hayata geçirildi. Medya alanı, meslekten gelen isimlerin elinden çıkarak iktidarla iç içe geçmiş ya da hükümet desteğiyle medya satın alan patronların güdümüne girdi.
2000’lerde el konulan ana akım medya organları kamu ihaleleri alan patronlardan sağlanan "havuz" desteğiyle iktidar yanlılarına satıldı. Böylece özgün bir medya türü olarak “havuz medyası” ortaya çıktı. Nispeten dengeli bir duruş sergilemeye çalışan bazı basın patronları ise bir süre sonra ellerindeki medyayı satmaya zorlandı. Kamu bankalarından sağlanan ve hâlâ geri ödenmeyen kredilerle bu mecralar yandaş patronlar tarafından devralındı. Böylece ülkenin ana akım medyası hiçbir dönemde olmadığı kadar siyasi iktidarın güdümüne girdi ve adeta tek siyasi merkezden yönetilmeye başlandı.
Medya bir yandan tek elde toplanırken (tekelleşirken) öte yandan sendikasız ve örgütsüz hale getirildi. Bu durum medya çalışanları........
