Yirminci ve yirmi birinci yüzyılın 15’inci yılları
Üç gün sonra 10 Ekim katliamının 11. yıl dönümü. Toplumu korkutmak, sindirmek, seçim kazanmak, el koymak, iktidarlarını kalıcılaştırabilmek için bu topraklarda gerçekleştirilen ve maalesef yine “gerçek fail(ler)in” cezasız kaldığı katliamlardan birisinin daha yıl dönümü. Okumakta olduğunuz yazı hem 2015 yılında yaşananları, nedenlerini ve yaşatanların ittifakını hem de o yıldan bir asır önce yine bu topraklarda yaşanan ve halen tazeliğini koruyan acıları hep birlikte biraz olsun anımsayabilmek, bugünlerle karşılaştırdığımızda toplumsal umudumuzu koruyabilmek hatta yükseltebilmek için olanaksız olmadığımızı dile getirebilmek amacını taşıyor. Bu topraklarda neler yaşanmadı ki… Buna rağmen hâlen itiraz edenler, karşı çıkanlar mevcut. Ve bunların büyük bölümü de özetle insanlar için, tüm canlılar için dünyanın geleceği için “iyiyi, güzeli, doğruyu, dürüstlüğü, eşitliği, adaleti, barışı, refahı” inşa etmek iddiasındalar. Yeter ki hep birlikte görelim, duyalım ve anlamaya çalışalım birbirimizi. Azınlıkta değiliz. Hep birlikte dayanışalım, mücadeleyi ve inşayı hep birlikte planlayabilmek için kararlı adımları yine hep birlikte atalım. Evet, çok sayıda “hep birlikte” yazdım. Haklısınız. Siz de katılır mısınız, ustanın dediği gibi “yârin yanağından gayri her yerde”, her zaman hep birlikte olmaya gereksinimimiz var. Hem de her zamankinden daha da fazla…
20. yüzyılın ve 21. yüzyılın 15. yılları, aralarında bir asır gibi uzun bir süre olmasına rağmen, bu topraklarda maalesef acı olayların yoğun yaşandığı yıllar olarak toplumsal hafızamızda ve tarihimizde yer alıyor. Hem 1915 hem de 2015 yılında Anadolu’nun kadim halklarına telâfisi mümkün olmayan acılar yaşatıldı. Yüzyıl sonrasında bile halen Ermeni ve Süryani büyük göçü mü? Tehciri mi? Soykırımı mı? Tartışmaları sürdürülürken, ölçeği farklı olsa da 2015’te de yine katliamlar yaşandı. Yolu, yöntemi öncekilerden büyük farklar taşımadan, katliamları engellemekle sorumlu olanların en hafif deyimiyle “görmezden gelmeleriyle”, insanlarımız topluca öldürüldü. Telafisiz acıların yaşanmakta olduğu bir yıl oldu 2015 yılı, 1915’ten yüzyıl sonra. İsteğimiz acıların daha da artmamasıydı. Hiç değilse bu kadarla kalmasıydı. Ancak, 2016 yılında da devam etti. Sonrasında da…
Türkiye siyasetindeki bazı ilkler
2015, Türkiye siyasi tarihinde önemli ilklerin yaşandığı bir yıl olarak da anılacak. 21. yüzyılın 15. yılında Türkiye siyasi tarihinde yaşanan ilklerden birincisi; 7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimler sonrası hükümetin kurulamaması gerekçesiyle, Cumhurbaşkanı’nın yeniden seçim kararı almasıdır. Kasım 2002 genel seçimleriyle birlikte tek başına hükümet kuran AKP, 2007 ve 2011 genel seçimleri sonrasında tek başına hükümet kurarken, aynı zamanda iktidar da oldu. Çünkü dünya genelinde başlatılan kapitalizmin neoliberal ekonomik politikalarla yeniden düzenlenmesi sürecine, asker darbesiyle, 12 Eylül 1980’de resmen dahil edilen Türkiye’de AKP öncesinde tamamlanamayan “uyum süreci”, AKP hükümetleri döneminde sonuçlanabildi. Beraberinde, AKP kurucu kadroları yasama organında çoğunluğu almakla, yürütmede devamlılıklarını sağlamakla yetinmediler. Yargı organının kadroları da yapısı da bütünüyle değiştirildi. Bir dönem AKP yöneticiliği yapmış birçok avukat mahkemelere savcı, hâkim olarak pervasızca atandı. DSP, ANAP, MHP Koalisyon Hükümeti’nden devralınan ekonomik ve sosyal politikalar ulusötesi sermaye yararına daha da geliştirilerek, büyük bir titizlikle uygulanırken, diğer yandan devletin yeniden yapılanması sağlandı. Asker vesayeti bir süre sonra AKP vesayetine dönüştü.
2015 yılının birinci ilki
Gelin görün ki toplumsal huzursuzluklar da artmaya başladı. İlk olarak, Mayıs 2013’te Gezi-Haziran İsyanı ile İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi iller başta olmak üzere, 80 ilde yaşanan hükümet karşıtı eylemler, Kürt meselesinin siyasi çözümüne yönelik yürütülen müzakerelerin sağladığı çatışmasızlık ortamının yarattığı olanaklarla birlikte toplumsal muhalefetteki hareketlilik, Mayıs 2015 tarihinde Bursa’da başlayıp diğer illere de yayılan otomotiv sanayi işçilerinin fabrika işgalleriyle devamlılık gösterdi.
Haziran 2015 seçim sürecine ülke büyük bir siyasi gerilimle birlikte girdi. 2013 yılında başladığı açıklanan Kürt meselesinin siyasi çözümüne yönelik müzakereler, Mart 2015’te Cumhurbaşkanı’nın doğrudan müdahalesiyle sonlandırıldı. Türkiye’de henüz rejim değiştirilmemiş, “partili cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi”ne geçilmemişken, seçim sürecinde “partisiz” Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, hemen hemen her hafta, Başbakanlığı döneminde inşaatını başlattığı sarayında, mahalle ve köy muhtarlarını toplayarak, neredeyse bütün illerde açılış adında mitingler düzenleyerek, HDP öncelikli olmak üzere, muhalefet partilerini bir bir karaladı. AKP’ye oy istedi. Öyle ki AKP Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, seçim döneminde........
