menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hafızayı zorla silmek olmaz!

28 1
21.01.2026

Beynelmilel tren o soğuk gecede Bulgaristan-Türkiye hududuna usul usul yaklaşıyordu.

70’li yılların başıydı ve o zamanlar sık sık olduğu gibi Trakya’nın kışı öyle bir bastırmıştı ki, duvar haline gelmiş kar pencerelerin önünü tamamıyla örtmüştü. Daha on yaşına bile basmamış bir çocuk olarak bu hayatımda ilk defa yaşadığım inanılması zor bir tecrübeydi.

O ana kadar seyahat ettiğimiz gayet tenha vagon Bulgaristan’da kalacağından babam ve dayım beni annemle yalnız bırakıp Türkiye’ye gireceklerden, müsait bir vagon aramaya gitmişlerdi.

Derken tanımadığımız iri yarı ve göbekli bir adam, annemle baş başa olduğum kompartmanın kapısını aniden açıp içeri girmeye yeltendi. Annem hızla fırlayıp sürme kapının tamamıyla açılmasına ve adamın kompartmana dalmasına mani oldu; lakin aralarında müthiş bir mücadele başlamıştı. Ben hadiseyi pencerenin yanında oturmuş pasifçe izliyor, annem ise tüm gücüyle kapı az da olsa aralandığında kapatmayı başarıyor, lakin adam yılmıyordu. Ortalamaya göre uzun boylu ve yapılı annemin güçlü bir kadın olduğunu biliyordum: gençliğinde atletizmin muhtelif branşlarında kendini göstermiş, disk ve gülle atmışlığı bile vardı. Evlendikten sonra yüzme ve kayak gibi sporları sürdürüyor, formunu koruyordu; gel gör ki alkolün verdiği cesaret ve kuvvetle, kırmızı yanakları gözümün önünden gitmeyen adam ısrar ediyordu.

Annem adamı, bildiği yarım yamalak Bulgarca kelimelerle de ikna etmeye çalışırken sık sık benim nasıl reaksiyon gösterdiğime göz ucuyla bakıyor; adama mukavemet gösterirken iki elini yana yana getirebildiğinde parmağıyla alyansını işaret ediyordu. Saflığım gözönüne alındığında olabileceklerden benim muhakkak ki haberim yoktu, lakin nefes nefese kalmış annem için, beni de bu hadiseden korumak esastı. Seneler sonra hatırlayıp olaydan ben bahsettiğimde üzerimde bıraktığı tesiri o hassasiyetle anlamaya çalışırken, maruz kaldığım dinamikten dolayı annemin, adeta kendini suçlarcasına ezik duruşunu da unutmuş değilim.

Neyse ki o gece, anneme ve bana fazlasıyla uzun gelen bir süreden sonra vagonun başında beliren babam ve dayımı görünce adam kaçmış ve başka kompartmanlarda da dehşet estirmiş olup zaten arandığından polis tarafından palas pandıras götürülmüştü…

Dünyanın ikiye bölünmüş bahtsız yerleşimlerinden, İtalyanca Gorizia, Slovence Gorica, Almanca Görz adıyla anılan şehir 2. Cihan Harbi sonrasında arada kalmış, kentin tarihî merkezi 1947’den itibaren İtalya’ya verilmişti.

Dikenli telin çekildiği mıntıkalardan bir mezarlık da bu sebepten dolayı tam ortadan ikiye ayrılmış.

Savaşın tesiri hâlâ hisesediliyorken, fazlasıyla alımlı anne ve şirin mi şirin oğlu kabristanın iki yanında kalmış yakınlarına çiçek götürmek için harekete geçiyorlar. Lakin annesini sevindirmek için küçük afacan telin öte tarafına atlayınca işler karışıyor. Agresif bir köpekle dolaşan iri kıyım nöbetçi Yugoslav askeri bir tuhaflık olduğunun farkına vardığında mezarlığın kendi mesuliyeti altındaki mıntıkayı hızla teftiş etmeye başlıyor. Anne mezar taşlarının arkasına saklanan oğlu yakalanmasın diye dikkati kendine çekmek üzere önce askere yüksek perdeden seslenmeye başlıyor, manasızca bağırmakla kalmayıp tam önünde durduğu dikenli teli sarsmaya başlıyor. Elleri kan revan içinde kalıyor ve nitekim oğlunu kurtarmayı başarıyor, lakin…

"Cos te costa (Too much to ask)" adlı film seyirciyi diken üstünde tutmayı başardığı kadar duygu seline kapılmamızı da talep ediyor. 37. Trieste Film Festivalinin yarışma dışı yapımlarından Davide Del Degan imzalı 14 dakikalık kısa film coğrafyanın travmalarını, savaşın, bölünmüşlüğün vahametini bir kez daha gözümüze sokarken insanlığın ölmediğini de bize ispatlamaya girişiyor. 2025 İtalya yapımı cilalı sinema eserinin içeriğini kabaca özetlemiş ve eleştirmiş olsam da, filmin hafızamı tetiklemiş olduğu kesin!

Aynı acılı coğrafyanın mazisini, geniş spektrumlu arşiv filmleri ve röportajlarla kurcalayan Ne........

© Bianet