İmtiyazlar cenneti
Pırıl pırıl hava ve trafik de
yoğun olmayınca
randevuma vaktinden önce gitmiş olacağım.
Bir müzik kanalı buldum radyodan.,
oh be, huzurlu bir keyif geliverdi üzerime.
Sağ şeride yöneldim.
Birazdan köprüden geçeceğim
ve çoğu kez yaptığım gibi arabamın camlarını açacağım,
madem vaktim var, sağ şeritte
İstanbul manzarasına yakın gideyim.
Pek de severim deniz üzerinde hissettiğim o rüzgarı.
Tam açtım camlarımı,
arkamda bir araba.
Mavi kırmızı ışıkları da olmasa sanki kocaman
bir gölge arabamın bagajına oturdu oturacak.
Siren sesi yok, ambulans zaten değil, resmi polis arabası
falan da değil ama yer istiyor.
Mecbur verdim.
Beş, altı dakika geçti geçmedi
bir araba daha
tam arkamda.
Yine verdim yolu.
Olsun benim köprü keyfimi kimse alamaz elimden.
Köprüyü rahat geçtim şükür derken
arkamda yine o sağdan sola, soldan sağa yanan ışıldaklı bir araba daha.
Toplasanız yirmi dakika içinde üç çakarlı sivil araç.
İlkinde farketmedim ama
diğer ikisinde sadece şoför vardı.
Çakarları açmış gidiyorlar
oysa trafik gayet güzel akıyor.
Dünyanın neresinde vardır böylesi bilmem ama
daha üç beş gün olmadı mı
aranan bir zanlının
bir eski Bakanın tahsisli ve çakarlı arabasında yakalandığını duyalı?
Aktif görevde olmasalar bile,
bazı olası riskleri düşünerek
İçişleri Bakanı olmaları nedeniyle birden fazla
araba tahsis edilmesi elbette normaldir.
Ama nasıl olur........
