Atlantik’in Ege’deki yeni tuzağı
Ankara ile Atina arasında bir süredir sahnelenen ve büyük diplomatik başarılar gibi sunulan “pozitif gündem” tiyatrosunun nihayet sonuna gelmiş bulunuyoruz. Diplomatik salonlarda karşılıklı verilen o yapay mesajların, ticaret hacmini artırma vaatlerinin, turizm ve vize kolaylığı eksenli geçici yumuşama adımlarının, tarihin ve coğrafyanın önümüze koyduğu sert jeopolitik gerçeklerin duvarına çarparak paramparça olması kaçınılmazdı, nitekim tam olarak beklenen gerçekleşti.
Ege ve Doğu Akdeniz’deki köklü egemenlik çatışmalarını, adaların uluslararası antlaşmalara aykırı olarak boğazına kadar silahlandırılması kronikliğini ve Kıbrıs davasını adeta yok sayarak yürütülen “mavi boncuk” diplomasisi, öngörüldüğü üzere Türkiye’ye hiçbir somut kazanç sağlamadığı gibi sadece zaman kaybettirmiştir. Bugün karşımızda, bu sahte yumuşama iklimini saman altından su yürütmek için sinsi bir fırsat penceresi olarak kullanan, Batı’nın koruma kalkanı arkasına saklanarak egemenlik sahamızda yeni oldu bittiler peşinde koşan hırslı bir Atina yönetimi vardır. Yunanistan’ın son hamlesi olan “deniz milli parkları” projesi, meselenin asla basit bir çevre duyarlılığı olmadığını, doğrudan doğruya Mavi Vatan’daki tarihsel ve hukuki egemenlik haklarımızı hedef alan planlı bir stratejik kuşatma operasyonu olduğunu en çıplak haliyle gözler önüne sermektedir.
ÇEVRECİLİK MASKELİ EGEMENLİK TECAVÜZÜ
Yunanistan’ın Ege Denizi ve İyon Denizi’nde ilan etmeye hazırlandığı söz konusu “deniz milli parkları”, ekolojik bir kaygının değil, Ege’yi bir Yunan gölü haline getirmeyi amaçlayan yayılmacı bir doktrinin son halkasıdır. Atina, Avrupa Birliği’nin çevre mevzuatlarını ve kurumsal nüfuzunu arkasına alarak, egemenliği antlaşmalarla kesin olarak kendisine devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkları (EGAYDAAK) fiilen ve hukuken kendi karasularıymış gibi uluslararası sistemde tescillemek istemektedir. Bu sinsice kurgulanmış hamle, uluslararası hukukun arkasından dolanarak Ege’deki gri bölgeleri tamamen kendi egemenlik haritasına dahil etme operasyonudur.
Çevre resmi altında Türk balıkçılarının ekmek teknesini engellemeyi, araştırma gemilerimizin önünü kesmeyi ve Türk Deniz Kuvvetleri’nin serbest hareket alanını tamamen kısıtlamayı hedefleyen bu uyanıklığa karşı Ankara’nın mütekabiliyet esasıyla kendi deniz parklarını ilan edeceğini açıklaması stratejik açıdan elbette çok kıymetlidir. Ancak bu diplomatik rest, sahada çok daha sert askeri ve hukuki tahkimatlarla desteklenmek zorundadır. Çünkü Ege’de Ankara tarafından atılacak en ufak bir esneklik veya tereddüt, Atina’nın Girit’in güneyinde karasularını 12 mile çıkarma senaryolarına can suyu vermekte ve onları cesaretlendirmektedir. Açıkça ilan etmek gerekir ki Ege’de mevcut statünün tek taraflı olarak değiştirilmeye çalışılması, Türkiye........
