Batının estetik krizi
Batı, estetik bir kriz yaşıyor ve bunun sonucu olarak posthümanizm Batı edebiyatında egemen bir iklime dönüşmüş durumda. Yayımlanan romanlara kabaca bir göz atmak bile bunu anlamak için yeterli.
Posthümanizm kendini felsefi bir özgürleşme projesi olarak sunmuştu ama aslında bu, çok belirgin bir ideolojik operasyondu. Bu operasyon çelişmenin yönünü insan yapmasıdır. Böylece ezen ile ezilenin yerini insan ile “insandışı ve insandan daha fazlası” aldı.
Posthümanizmin ideologlarından Rosi Braidotti, İnsan Sonrası Bilgi1 kitabında, hümanizm karşıtlığını insan sonrasına götürebilecek yolların en önemlisi saymakta ve bu karşıtlığın post-yapısalcılığa ve özellikle Foucault’ya ve Deleuze’e borçlu olduğunu da gizlememektedir. Foucault ise insanı “yakın tarihli bir icat” ve “belki de yakınlardaki son” olarak ilan etmektedir.2 Ezenin adı artık belirli bir sınıf değil insanın kendisine, ezilen ise “insan, insandışı ve insandan daha fazlası”nın oluşturduğu heterojen bir kalabalığa dönüşmektedir. Bu kurulum, Marksist sınıf analizini yerinden etmeye yönelik son derece rafine bir hamledir: Kapitalizm ile sosyalizmi aynı “insan egemenliği” kategorisi altında eşitleyen, dolayısıyla hâkim sınıfların kendi sistemlerine yönelik her köklü eleştiriyi önceden tasfiye eden bir ideolojik program, bu.
BATI EDEBİYATININ TIKANIKLIĞI
Geç kapitalizm koşullarında Batı edebiyatının içine........
