Che Guevara'nın kızı Aleida Küba'nın savunmasında...
ABD Başkanı Trump'ın, diğer Latin Amerika ülkeleri gibi Küba'yı da çeşitli tehditler ve baskılar uygulayarak Yankee emperyalizminin bendesi haline getirme girişimlerine karşı Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde ve Türkiye'de Küba halkıyla dayanışma etkinlikleri düzenleniyor.
Bu etkinliklerde en dikkati çeken isim ise, Küba devriminin efsanevi liderlerinden Ernesto Che Guevara'nın 66 yaşındaki kızı Doktor Aleida Guevara...
Ernesto Che Guevara ile ikinci eşi Aleida March’ın dört çocuğunun en büyüğü olan Aleida Havana’daki William Soler Çocuk Hastanesi’nde çocuk doktoru olarak çalışmakla birlikte Angola, Brezilya ve Nikaragua’da da doktorluk yapmıştır.
Babası Küba’dan ayrılıp Kongo’da bir devrim başlatmak için yola çıktığında henüz dört buçuk yaşında olan ve onun Bolivya’da alçakça öldürülmesinin acısını yaklaşık yedi yaşında yaşayan Aleida, mesleki çalışmalarının yanı sıra, insan haklarının korunması ve gelişmekte olan ülkelerin borçlarının silinmesi için uluslararası planda sürekli mücadele vermektedir.
Aleida, iki hafta önce Brüksel'de, Avrupa Parlamentosu Sol Grubu’nun “Küba tehdit değildir, tehdit ablukadır” sloganıyla gerçekleştirdiği, Avrupa Parlamentosu milletvekilleri, hukukçular, araştırmacılar ve Avrupa’nın dört bir yanından gelen aktivistlerin katıldığı konferansta Trump yönetiminin Küba halkını ekonomik ve siyasi açıdan boğma girişimine karşı mücadele çağrısı yaptı.
Küba ile dayanışma amacıyla Türkiye'de de José Martí Küba Dostluk Derneği, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve sol partiler de çeşitli etkinlikler düzenlenmiş bulunuyor.
Belçika'nın Heusden-Zolder kentinde de, 10 Ekim Cumartesi günü, Limbourg Alevi Kültür Merkezi tarafından, Küba Büyükelçiliği'nden Jorge Cano'nun ve Şili'li müzisyen César Guzman'ın da yer aldığı bir dayanışma etkinliği gerçekleştirildi.
Gecede, çeşitli afiş ve belgelerle birlikte 60'lı yıllarda Küba Devrimi üzerine Ant Dergisi'nde yayınlamış olduğumuz yazı ve röportajlar da sergilendi.
Örgütleyicilerin istemi üzerine ben de geceye Küba Devrimi'nin 50, 60 ve 70'lerde Türkiye'de ve sürgünde yansımaları ve etkileri üzerine ekteki mesajı gönderdim:
Türkiye devrimci hareketi Küba ile her daim dayanışmada oldu
Gazeteciliğe 74 yıl önce İzmir'in tek muhalif gazetesi Sabah Postası'nda başlamıştım. Türkiye’de Demokrat Parti iktidarının devlet terörünü yoğunlaştırdığı 50’li yıllarda, muhalif gazeteci ve sendikacı olarak beni yakından ilgilendiren ve de yüreklendiren dış olayların başta gelenlerinden biri Küba’daki devrimci mücadelenin yükselişiydi.
Türkiye'de büyük komünist tutuklamalarının yapıldığı, Kore'ye 4500 kişilik bir tugay gönderildiği, Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığından atıldığı ve NATO'nun güney doğu karargahının İzmir'e yerleştiği o karanlık dönemde Fidel Castro liderliğindeki gerilla grubunun 26 Temmuz 1953 tarihinde Moncada Kışlası'na saldırısı, başarısızlıkla ve büyük kayıpla sonuçlansa da, ABD emperyalizmine karşı olan biz gençlerde büyük heyecan yaratmıştı.
Fidel Castro, Ernesto Che Guevara ve yoldaşlarının başını çektiği gerillanın yeniden örgütlenerek 1 Ocak 1959 tarihinde Havana’ya girişini ve iktidara el koymasını İzmir’de çalışmakta olduğum gazetede büyük bir coşkuyla yansıtmıştım.
Küba devriminin üzerinden iki yıl geçmişti ki, iki haberle sarsıldık: Kongo ulusal kurtuluşunun lideri Patrice Lumumba, 1961’in 17 Ocak günü, Belçika yöneticilerinin de suç ortağı olduğu bir CIA komplosuyla katledilmiş, üç ay sonra da ABD emperyalizminin Küba’ya Domuzlar Körfezi saldırısı başlamıştı.
Ancak Küba halkının yiğitçe direnerek bu saldırıyı 17 Nisan 1961’de hezimete uğratması emperyalizme büyük bir darbe olduğu gibi bizlerin de mücadele kararlılığımızı pekiştirmişti.
Verdiğim sendikal mücadele nedeniyle İzmir’deki tüm gazete patronları tarafından işsizliğe mahkum edilince göçmen işçi olarak hayatımı kazanmak üzere 1962 yılında İngiltere’ye gittiğimde Türkiye’de erişilmesi mümkün olmayan birçok temel eserler gibi, Küba devrimi üzerine çeşitli yayınları okumam ufkumu daha da açmıştı.
Aynı yıl Türkiye İşçi Partisi’nin Mehmet Ali Aybar liderliğinde Türkiye çapında örgütlenmeye başlaması üzerine ülkeye derhal dönüş yaparak partinin önce Izmir’de, 1963'ten itibaren de İstanbul’daki genel merkezinde sorumluluklar üstlendim. Parti toplantılarında konuştuğumuz dış siyasetle ilgili konuların başında Küba devriminin gelişmi ve karşı karşı kaldığı sorunlar geliyordu.
Domuzlar........
