menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Konuşmak anlık, okumak günlük, yazmak gelecektir

22 0
22.09.2026

Hayat, aslında biriktirdiklerimizden ibarettir. Okuduklarımız, gördüklerimiz, dinlediklerimiz, tanıdığımız insanlar, yaşadığımız şehirler, şahit olduğumuz olaylar ve bütün bunların zihnimizde bıraktığı izler… Yıllar geçtikçe bunlar bilgiye, bilgi tecrübeye, tecrübe ise birikime dönüşür. Fakat birikimin gerçek değeri, yalnızca insanın kendisinde kalmasıyla değil, paylaşılmasıyla anlam kazanır. İşte “Ufuk Ötesi” köşesi biraz da bu düşüncenin ürünü. Bu köşede; tarih, kültür, sanat, bilim, önemli olaylar ve şahsiyetler üzerine yazacağım. Antalya'nın tarihine, kültürel mirasına ve bu şehirde iz bırakmış, bilinmeyen, az bilinen, yanlış bilinen değerlerine özel bir yer ayıracağım. Bazen geçmişin bir sayfasını açacağız, bazen bugünümüze bakacağız. Ama mümkün olduğunca her yazıda, geleceğe ışık tutacağız. Çünkü tarih, yalnızca “ne oldu?” sorusunun cevabını aramaz. Asıl soru ve takip edilecek yol şudur: Geçmiş bize, bugün için ne söylüyor, geleceğe nasıl ışık tutuyor? Sözden yazıya, yazıdan hafızaya İnsanlık tarihinin en büyük dönüşümü, insanın düşüncesini kalıcı hâle getirmeyi öğrenmesiyle başladı. Sözlü kültür, insanlığın hafızasını kuşaktan kuşağa taşıdı. Ardından yazı geldi ve insan, bilgisini yalnızca hafızasına değil, geleceğe de emanet etmeye başladı. Türk tarihinin en önemli belgelerinden olan Göktürk Yazıtları bunun en güçlü örneklerinden biridir. Bilge Kağan'ın milletine seslendiği sözler, yalnızca kendi çağının insanlarına söylenmiş sözler değildir. Aradan yaklaşık on üç asır geçmesine rağmen bugün hâlâ okuyabiliyor, yeni anlamlar çıkarabiliyor, mesaj alabiliyoruz. Kitabelerdeki, “Çinli'nin hoş sözüne, yumuşak ipeğine aldanıp çok Türk boyları öldü” şeklindeki uyarılar, dönemin siyasi ve toplumsal şartları içinde söylenmiş olsa da bize daha geniş bir gerçeği hatırlatır: Bir millet, yaşadığı tecrübeleri gelecek kuşaklara aktarılmalıdır! Daha da önemlisi, Bilge Kağan'ın, “Ey Türk; üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, senin ilini ve töreni kim bozabilir!”diye başlayan çağrısı, yüzyılları aşarak bugüne ulaşmıştır. İşte yazının gücü budur. Bir insanın veya bir milletin sözü, yazıya geçtiğinde kendi zamanının sınırlarını aşar. Bugün Göktürk Yazıtları'na baktığımızda yalnızca öz Türkçenin örneklerini görmüyoruz. Bir milletin hafızasını, devlet anlayışını, bağımsızlık düşüncesini ve geleceğe yönelik kaygılarını da görüyoruz. Bu nedenle yazı, yalnızca kelimelerden oluşmaz: Hafızayı da muhafaza eder. Bilgi, akıl ve erdem Türk düşünce tarihinin bir başka büyük eseri olan ve ilk “siyasetname” diyebileceğimiz Kutadgu Bilig de bize yüzyıllar öncesinden ulaşan önemli bir mirastır. Balasagunlu Yusuf Has Hâcib, 11. yüzyılda yazdığı bu eserde devlet yönetiminden ahlaka, bilgiden adalete kadar pek çok konuda düşünceler ortaya koyar. Eserin adının “Mutluluk veren bilgi” veya “Kutlu bilgi” şeklinde açıklanması bile bilgiye verilen değeri göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Ama esas önemli özelliği, ideal bir devlet yönetim anlayışını ve ilkelerini belirtiyor olmasıdır. Kutadgu Bilig'de bilgi ile insan arasındaki ilişki çok açık biçimde ortaya konur. Eserde yer alan önemli karakterlerden vezirin oğlu “Ögdülmiş”, Akıl ve Bilgiyi temsil eden Bilge kişidir. Yusuf Has Hâcib diyor ki: “Kitabın adını Kutadgu Bilig koydum; Okuyana kutlu olsun ve ona yol göstersin”, “Ben sözümü söyledim ve kitabı yazdım; Bu kitap uzanıp, her iki dünyayı tutan bir eldir”, “İnsan her iki dünyayı devletle elinde tutarsa; Mesut olur” şeklinde belirttiği gibi bilgi, insanın ömrünü aşan bir miras hâline gelecektir. Yüknekli Edib Ahmed, "Atabetü'l Hakayık" adlı eserinde “Bilgi bilen insan, erdemli olur, Bilgisiz, yaşarken ölü sayılır. Bilge ölse de adı ölmez” şeklinde belirttiği gibi; İnsan ölür. Fakat bilgisi, düşüncesi ve ortaya koyduğu eserler yaşamaya devam eder. Belki yazmanın en güzel tarafı da budur. Yazan insan ölüp gittiğinde, geride sadece bir isim bırakmaz;........

© Antalya Körfez