menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hiçbir şey yapmama hakkımız nereye kayboldu?

22 0
18.09.2026

Çamaşır yıkanacak. Spor yapılacak. Şu yarım kalan kitap bitirilecek. Eksik pazar alışverişi tamamlanacak. Bir arkadaşla mutlaka kahve içilecek. Bir de herkesin konuştuğu o podcast serisine başlanacak.

Cumartesi akşamı koltuğa yığıldığımızda elimizde garip bir başarı raporu oluyor:

“Bugün hiç boş durmadım. Spor yaptım, kırk sayfa okudum, evi toparladım, iki bölüm podcast dinledim ve sekiz bin adımı tamamladım.”

Sanki hafta sonu bile performans değerlendirmesine girecekmişiz gibi.

Bir ara boş durmak diye bir şey vardı.

İnsan zihni rölantiye geçerdi. Öylece dururdu. Şimdi ise boş durunca hafif bir suçluluk kaplıyor içimizi. Koltukta oturup tavana bakarken o ses hemen tepemizde beliriyor:

“Ben şu anda ne yapıyor olmalıyım?”

Galiba mesele tam da burada düğümleniyor.

Biz artık sadece çok fazla çalışmıyoruz. Dinlenmeyi de gizli bir mesaiye, bir “kişisel gelişim” seansına dönüştürdük.

Kitap okumak artık yalnızca kitap okumak değil; ayda kaç kitap bitirdiğimiz önemli. Spor yapmak yalnızca hareket etmek değil; kaç gün üst üste devam ettiğimiz önemli. Yeni bir dil öğrenmek güzel ama hangi seviyeye ulaştığımız da önemli.

Hobilerimizin bile hedefleri, istatistikleri, takipçileri ve gizli KPI’ları var.

Eskiden yürüyüşe çıkar, müzik dinler, kitap okurduk. Şimdi bunların bile bir çıktısı olsun istiyoruz. Kitap biter bitmez yenisine geçilmeli, adım sayar hedefe ulaşmalı, izlediğimiz belgeselden hayatımıza mutlaka bir ders çıkarmalı.

Bir şey yapıyorsak, günün sonunda elimizde elle tutulur bir “kazanım” olması gerektiğine inanıyoruz.

Oysa bazen hiçbir şey kazanmamız gerekmiyor.

Bir saat uzanıp boşluğa bakınca kendimizi suçlu hissediyoruz. Ama aynı bir saati yabancı dil eğitimiyle ya da kişisel gelişim yayınıyla geçirirsek........

© Analiz