Çok boyutlu stratejik uyum: Türkiye-Güney Kore yakınlaşmasının yeni parametreleri
Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Öğretim Üyesi Diren Doğan, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'in Türkiye ziyaretinin iki ülke ilişkileri çerçevesinde önemini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye ile Güney Kore arasındaki ilişkiler, uluslararası siyasetin pragmatik denklemine sığmayacak kadar derin bir tarihsel hafızaya yaslanır. Zira 1949'daki tanıma kararı bir diplomatik eşik. Ancak asıl bağ, Kore Savaşı'nın sisli cephelerinde omuz omuza verilen mücadelenin, öksüz ve yetim kalan çocuklar için Türk Tugayı tarafından inşa edilen Ankara Okulunun, kısacası zor zamanlarda boy gösteren dayanışmanın oluşturduğu ruhsal bir kardeşliktir. Busan'daki anıtsal mezarlıkta adları yazılı yüzlerce Türk askeri, bu tarihin somut ve sessiz şahitleri olarak iki toplumun hafızasında yerini korumaktadır.
Tam da bu nedenle Ankara–Seul hattındaki yakınlaşma, yalnızca protokol kurallarıyla sınırlı, rutin bir diplomatik temas olarak değil, geçmişin yüklediği etik sorumlulukla geleceğe dönük ortak bir tahayyülün iç içe geçtiği, çok katmanlı bir ilişki olarak okunmalıdır. İki ülke arasında 1957'de tesis edilen diplomatik ilişkilerin 2012'de stratejik ortaklık seviyesine yükseltilmesi, bu tarihsel duygunun rasyonel bir dış politika mimarisine tercüme edilmiş halidir. Keza Birleşmiş Milletler (BM), G20 ve MIKTA gibi çok taraflı oluşumların etrafında sürdürülen yakın işbirliğinin arka planında da bu ortak kader bilinci ve orta ölçekli iki devletin küresel sistemde kendine alan açma arayışı bulunmaktadır.
İşte bu uzun tarihsel hatta eklemlenen son büyük adım, Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae Myung'in Orta Doğu ve Afrika ülkelerini kapsayan turunun son durağı olarak Ankara'ya gerçekleştirdiği ve uzun bir aradan sonra Cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan ilk ziyaret olmuştur. Ziyaret, temelde sadece iki başkentin diplomatik takvimine işlenmiş bir tarih gibi görünse de gerçekte büyük güç rekabetinin sertleştiği, jeoekonomik fay hatlarının yeniden şekillendiği bir dönemde, iki orta ölçekli aktörün kendilerini küresel sistemde konumlandırma iradesinin güçlü bir dışavurumu niteliğindedir. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanı Lee'nin ziyareti yalnızca iki ülke arasındaki geçmişe dayalı dostluğun vurgulanması değil, aynı zamanda mutualist bir perspektifle savunma sanayi, nükleer enerji, ileri teknoloji ve bölgesel güvenlik alanlarında ortak gelecek vizyonunun somut bir şekilde ortaya konduğu bir diplomatik temas olarak dikkat çekmektedir.
Bu noktada ziyaretin öncelikli temasını oluşturan ekonomik işbirliği, artık yalnızca ticaret hacmindeki artışın yarattığı memnuniyetle açıklanamayacak kadar derinleşmiş bir niteliğe sahip olması nedeniyle ajandanın ilk........
