Kazanırken ben, kaybederken onlar
Türkiye’de siyasi partiler, sendikalar ve büyük dernekler neden sürekli bölünüyor
Herkesin dilinde “fikir ayrılığı” vardır. Bazen gerçekten de öyledir. Bazen strateji farkı, bazen liderlik değişimi… Ama çoğu zaman konuşulmayan asıl mesele başka yerdedir: gücün paylaşılması.
Küçük bir yapıda herkes birbirine muhtaçtır. Aynı masada oturulur, aynı fedakârlık yapılır, aynı mücadele verilir. Sonra yapı büyür. Makamlar oluşur, temsil yetkisi artar, kaynaklar çoğalır, görünürlük kazanılır. İşte o anda sorular değişir:
“Ne yapacağız?” artık yetmez.
Ve örgütün kaderini çoğu zaman bu sorulara verilen cevap belirler.
En tehlikeli anlayış şudur:
Kazanırken ben, kaybederken onlar.
Başarı geldiğinde liderlik öne çıkar. “Bu yapıyı ben büyüttüm.” “Bu kazanım benim eserim.” Ama işler tersine döndüğünde sorumluluk anında el değiştirir: “Ekip çalışmadı.” “Beni yalnız bıraktılar.” “İçeriden engellediler.”
Elbette bazı eleştiriler haklı olabilir. Ancak her başarıyı kişiselleştirip her başarısızlığı başkasına yüklemek, ortak sorumluluk duygusunu yok eder. Bir partinin, sendikanın ya da derneğin arkasında sadece bir kişi değil; üyeler, gönüllüler, teşkilatlar ve yıllarca emek veren insanlar vardır. Ortak emek kişisel başarıya çevrildiğinde, ortaklık duygusu yara........
