Arab’ın Kılıcı- Türkün İslamlaşma Süreci
Tarih, yalnızca olayların ardı ardına sıralandığı soğuk bir kayıt defteri değildir. Bazen bir soyun yükselişi, bir inancın siyasî iktidara dönüşmesi, bir coğrafyanın kanla yoğrulması ve yüzyıllar sonra aynı adların kutsallıkla anılması, tarihin en keskin ironisini doğurur.
İslâm tarihinin erken döneminde Hz. Muhammed’in amcası Abbas, yalnızca aile bağı bakımından değil, sonraki yüzyıllarda büyük bir siyasî hanedanın meşruiyet kaynağı hâline gelmesi bakımından da önemlidir. Abbas’ın soyundan geldiğini ileri süren Abbâsîler, Emevî iktidarına karşı “Ehl-i Beyt’e yakınlık”, adalet ve mazlumların hakkını savunma iddiasıyla tarih sahnesine çıktılar. Fakat iktidara ulaştıklarında, özellikle Horasan, Mâverâünnehir ve Türkistan coğrafyasında uygulanan sert siyasî ve askerî politikalar, bu iddianın tarih önünde büyük bir çelişkiye dönüştüğünü gösterdi [2], [3].
Abbâsî hareketinin başarıya ulaşmasında Horasan’ın, Mâverâünnehir’in ve Türkistan çevresinin büyük payı vardı. Emevî iktidarına karşı biriken hoşnutsuzluk, Arap olmayan Müslümanların yani mevalinin maruz kaldığı ayrımcılık ve bölgedeki siyasî huzursuzluk, Abbâsî davasının geniş destek bulmasına yol açtı. Ancak iktidar değişmiş, fakat imparatorluk mantığı bütünüyle değişmemişti. Arap merkezli fetih, vergi ve tahakküm düzeni yeni hanedanın elinde başka bir biçimde devam etti [4], [5].
Türkistan’ın İslâm ordularıyla karşılaşması, basit bir “gönüllü din değiştirme” anlatısıyla açıklanamayacak kadar karmaşık ve kanlıdır. Özellikle Emevî komutanı Kuteybe b. Müslim’in Mâverâünnehir seferleri, Buhara, Semerkant, Harezm ve Fergana çevresinde yürütülen askerî harekâtlar, bölge halkının hafızasında derin yaralar açmıştır. Kuteybe’nin seferleri sırasında şehirlerin kuşatılması, ağır vergiler, rehin alma uygulamaları, yerel aristokrasinin tasfiyesi ve direnen halklara karşı sert cezalandırmalar, İslâmlaşma sürecinin yalnızca tebliğ yoluyla değil; aynı zamanda kılıç, ganimet ve siyasî baskı yoluyla da ilerlediğini gösterir [2], [3], [4].
Türkistan’da büyük acılara sebep olan İbn.i Kuteybe bin Müslim’in Fegana vadisinde türbesi vardır. Vadinin koruyucu ruhu olarak bölge insanlarınca kabul ediliyor. Garip bir milletiz. Semerkant’ta Arap fetihlerine direnen Türkistan halklarının acısı zamanla silikleştirilirken, Abbas’ın oğlu Kusem b. Abbas’ın “Şâh-ı Zinde” adıyla Semerkanta kutsanması, Türkistan tarihindeki en derin hafıza kırılmalarından biridir. Kusem b. Abbas Halife Osman ordularıyla Senmerkat’ın işgaline katılmış, işgal sırasında öldürülmüştür. Şahı zindedeki türbeyi Timur yaptırmıştır. 1991 yılındaki ziyaretimde türbe etrafını ellerinde hasta çocuklarına şifa dileyen Özbek analar türbenin etrafını doldurmuştu. 2017. Yılındaki ziyaretimde gurubumuzda bulunan bir tarih profesörünün türbede el açıp dua ettiğini gördüm.
Kılıçla gelen fetih hafızası, zamanla kutsal ziyaret hafızasına dönüştürülmüş , Türk kimliği Arap kimliği içinde yok olmuştur.Milli kin ve acı unutulmuş acılarımız kutsanır olmuştur.
Bu konu, Türkistan’ın inanç, mitoloji, kültür ve tarihî direniş çizgisi bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Mitolojiden Felsefeye adlı eserimde, Türkistan coğrafyasındaki eski inanç katmanlarını, mitolojik hafızayı ve İslâmlaşma sürecinde yaşanan kırılmaları tarihî ve kültürel bir bağlam içinde ele aldım. Bu bakımdan Türkistan’ın İslâmlaşması, yalnızca bir din değiştirme hadisesi değil; eski Türk inanç dünyasının, yerel kültürlerin ve siyasî bağımsızlık arayışlarının Arap fetih siyasetiyle karşılaşmasıdır [1].
Bu noktada tarihî ironi daha da keskinleşir. Türkistan’da kan döken, şehirleri zorla itaat altına alan, yerli halkın direnişini kıran Kuteybe b. Müslim gibi komutanlar, daha sonraki yüzyıllarda bazı çevrelerde “İslâm kahramanı” olarak kutsanmıştır. Oysa Türkistan’ın yerli hafızası açısından bu figürler, yalnızca bir din yayıcısı değil; aynı zamanda istilacı bir askerî gücün temsilcileridir. Bugün Fergana Vadisi’nde, Semerkant’ta veya Mâverâünnehir’in başka merkezlerinde bu kişilerin türbe, ziyaretgâh ya da kutsal şahsiyet olarak anılması, tarihî hafızanın nasıl dönüştürüldüğünü göstermesi bakımından ayrıca düşündürücüdür [1],........
