menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Petrol için daha kaç milyon insanın canına kıyılacak?

14 0
26.03.2026

1980-1988 İran Irak Savaşı'nda, 2003-2011 ABD'nin Irak'ı işgalinde, 2011-2024 Suriye iç savaşında ve 1975-1990 Lübnan iç savaşında toplamda 3 milyondan fazla insan öldürüldü! 7 Ekim 2023'ten bugüne İsrail 80 bine yakın Filistinliyi öldürdü!

Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasında İngiltere'ye yardım ederek baş rollerden birini üstlenen "Prens Faysal: (1885-1933) "Hiçbir Arap çölü sevmez. Biz suyu ve yeşil ağaçları severiz. Çölde hiçbir şey yoktur ve hiçbir insanın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur." (Lawrence of Arabia ; filmi 1962)

11 Ocak 1993'te Uğur Mumcu Cumhuriyet'te "Yeni Dünya Düzeni" başlıklı yazısında "Türkiye NATO'ya (North Atlantic Treaty Organization) Orta Doğu petrolüne bekçilik yapsın diye alındı" demişti...

Nisan 1995'te bir başka aydınımız Halit Refiğ Milliyet Sanat Dergisi'nde şöyle yazmıştı: "Kürt meselesi yoktur petrol meselesi vardır...PKK bu işte piyon olarak kullanılmaktadır" demişti...Yazının başığıysa "Kürt meselesi değil Petrol meselesi"...

40 milyon Euro harcanan "Black Gold-Day of the Falcon" (2011; Jean-Jacques Annaud), Kuzey Amerika sinemalarında 47,372,648 seyirciye ulaşan "Lawrence of Arabia" (1962; David Lean), "Queen of the Desert" (2015; Werner Herzog), İngiltere Kralı 3. Charles'ın kuzeni Ralph Fiennes'in baş rolünde olduğu "A Dangerous Man: Lawrence After Arabia" (1992; Christopher Menaul ) adlı filmler petrol için dökülen insan kanlarının öyküleridir...

Ralph Fiennes İskoçya Kralı II. James'in soyundan geldiği için İngiltere Kralı Charles'ın 8. kuşaktan kuzenidir.

Verem (tüberküloz), dünyada Covid-19'un ardından en fazla ölüme neden olan bulaşıcı hastalıktır ve her yıl yaklaşık 1,2 ila 1,6 milyon insan bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin (ECDC) hazırladığı yeni bir raporda, Avrupa bölgesindeki Verem-tüberküloz hastalığı vakalarının beşte birinin teşhis edilemediği ve ilaç direncinin dünyanın diğer bölgelerine kıyasla yüksek seviyesini koruduğu uyarısında bulunuldu.

DSÖ ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin yeni raporuna göre tüberküloz, Avrupa’da halen ciddi bir halk sağlığı sorunu.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ-WHO) ve Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi'nin (ECDC) hazırladığı yeni bir raporda, Avrupa bölgesindeki tüberküloz vakalarının beşte birinin teşhis edilemediği ve ilaç direncinin dünyanın diğer bölgelerine kıyasla yüksek seviyesini koruduğu uyarısında bulunuldu.

Rapora göre, vakaların toplam sayısı azalmış olsa da tüberküloz (TB) Avrupa Birliği'nde hâlâ önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor ve hastalığın tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik ilerleme yetersiz kalıyor.

Tüberküloz, dünyada tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında başı çekiyor. Akciğer tüberkülozu olan bir kişinin öksürükle havaya bakteri saçması sonucu insandan insana geçen bulaşıcı bir hastalık.

Belirtiler, vücudun hangi bölümünün etkilendiğine göre değişiyor. En yaygın belirtiler arasında iki haftadan uzun süren inatçı öksürük, ateş, gece terlemeleri ve kilo kaybı yer alıyor.

Avrupa ve Orta Asya'daki 53 ülkeyi kapsayan DSÖ Avrupa Bölgesi'nde insidans 2015'ten bu yana yüzde 39, ölüm sayısı ise yüzde 49 azaldı.

Ancak her iki rakam da DSÖ'nün "TB'yi Sona Erdirmek" stratejisinin 2025 için öngördüğü, sırasıyla yüzde 50 ve yüzde 75'lik hedeflerin gerisinde kalıyor.

Avrupa Birliği'nde ise vaka sayısı yüzde 33, ölüm sayısı yüzde 17 azaldı. Bu da 2030 hedeflerine ulaşmak için yeterli değil ve sağlık kurumlarının belirttiğine göre "önlenebilir binlerce yeni enfeksiyon ve ölüme yol açıyor".

2024'te bölgede yeni teşhis edilmiş 160 binden fazla TB vakası bildirildi. Oysa gerçek vaka sayısının 204 bin olduğu tahmin ediliyor. Bu da tahmini yeni ve nüks vakalarının yalnızca yüzde 79'unun kayıtlara geçtiği anlamına geliyor.

DSÖ Avrupa Bölge Direktörü Hans Kluge'ye göre, teşhis edilemeyen vaka sayısı yalnızca tespitte bir başarısızlığa işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda hastaları daha erken tedavi etme, acıyı önleme ve daha fazla bulaşmayı engelleme fırsatının da kaçırılması anlamına geliyor.

“Hızlı tanıya, daha kısa, tamamen ağızdan alınan tedavi rejimlerine ve daha güçlü takip sistemlerine yatırım yaparak ülkeler daha fazla insana daha erken ulaşabilir, sonuçları iyileştirebilir ve bizi hedeflerimize yeniden yaklaştırabilir” diye ekledi.

Rapor, geç konan teşhisin, yalnızca tedaviyi zorlaştırarak enfekte kişiyi olumsuz etkilemekle kalmayıp başkalarına bulaşma riskini de artırdığını ortaya koydu.

Rapora göre, ilaca dirençli TB Avrupa genelinde ciddi bir sorun olmaya devam ediyor. Yeni ve daha önce tedavi görmüş vakalarda çok ilaca dirençli tüberküloz oranları sırasıyla yüzde 23 ve yüzde 51 düzeyinde. Bu da küresel ortalamalar olan yüzde 3,2 ve yüzde 16'nın çok üzerinde.

Rapora göre, özellikle daha önce tedavi görmüş hastalar arasındaki yüksek ilaç direnci oranları dünya ortalamalarını belirgin biçimde aşıyor ve bulaşmanın halen sürdüğünü gösteriyor.Dirençli olmayan TB'nin standart tedavisi, dört birinci basamak ilacın (izoniazid, rifampisin, etambutol ve pirazinamid) kullanıldığı altı aylık bir rejimden oluşuyor ve başarı oranları genellikle yüzde 85'in üzerinde.

Antibiyotiklere dirençli varyantlar ise daha fazla ilaçla daha uzun süren tedaviler gerektiriyor ve başarı oranları daha düşük oluyor.

Avrupa ülkelerinin çoğu, bildirilen vaka oranının 100 binde 10'un altında olduğu, yani düşük insidanslı ülkeler arasında yer alıyor; bu ülkelerde TB ağırlıklı olarak göçmenler, cezaevi mahkumları ve HIV koinfeksiyonu olan kişiler gibi kırılgan grupları etkiliyor.

Rapora katkıda bulunmayan Alman Merkezî Tüberkülozla Mücadele Komitesi'nden Ralf Otto-Knapp'a göre, Batı Avrupa'daki düşük vaka sayıları insanların dikkatini hastalıktan uzaklaştırıyor ve çok ilaca dirençli yeni tüberküloz vakalarıyla mücadeleyi zorlaştırıyor.

“Tedavi ve önleme hizmetlerini güçlendirerek, yeni ilaçlara kolay erişimi güvence altına alarak ve sınır ötesi işbirliğini teşvik ederek buna hazırlıklı olmalıyız,” diye ekledi.

Afrika'da açlık çeken insan sayısı 2024'te 307 milyondu...

Birleşmiş Milletler, 2050 yılına kadar Afrika nüfusunun 2,5 milyara ulaşacağını öngörüyor.

Afrika’da açlık çekenlerin oranı 2024’te yüzde 20’yi aşarak 307 milyon kişiye ulaştı...

Birleşmiş Milletler'in öngörülerine göre, 2030’a kadar kronik açlık çeken kişilerin yaklaşık yüzde 60’ı Afrika’da yaşayacak.

Rapora göre, kıtada sağlıklı beslenmeye gücü yetmeyenlerin sayısı 2019’da 864 milyonken, 2024’te bu rakam 1 milyarı geçti. Aynı dönemde dünya genelindeki bu sayı ise 2,76 milyardan 2,6 milyara geriledi.

Kıtadaki her üç kişiden ikisi sağlıklı bir diyeti karşılayamıyor. Uzmanlar iklim değişikliği, savaş ve yetersiz tarımı temel nedenler arasında gösteriyor.Afrika’da açlık çekenlerin oranı 2024’te yüzde 20’yi aşarak 307 milyon kişiye ulaştı.Rapora göre, kıtada sağlıklı beslenmeye gücü yetmeyenlerin sayısı 2019’da 864 milyonken, 2024’te bu rakam 1 milyarı geçti. Aynı dönemde dünya genelindeki bu sayı ise 2,76 milyardan 2,6 milyara geriledi.WFP, sadece Nijerya’da 30 milyondan fazla kişinin akut açlıkla karşı karşıya olduğunu ve yardım faaliyetlerinin sürdürülebilmesi için 130 milyon dolara ihtiyaç duyulduğunu duyurmuştu.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) baş ekonomisti Maximo Torero ise Afrika’daki açlığın nedenlerini şöyle sıraladı: “Yetersiz tarımsal üretim, hızlı nüfus artışı, şiddetli çatışmalar ve iklim değişikliği kaynaklı gerilemeler.”

Uyuşturucu kullanım raporu: Avrupa'da atık sularda ekstazide düşüş, kokain ve ketaminde artış var...

25 ülkedeki 115 Avrupa kentinde atık su analiziyle yasa dışı uyuşturucu kullanımını izleyen yeni bir araştırma, 2024’ten 2025’e atık sulardaki MDMA kalıntılarının yüzde 16 azaldığını, ketamin kalıntılarının ise yüzde 41 arttığını ortaya koydu.

MDMA ya da yaygın bilinen adıyla ekstazi kullanımı Avrupa’da düşerken, ketamin ve kokain kullanımı artıyor.

Avrupa Birliği Uyuşturucu Ajansı (EUDA) ile bağlantılı yürütülen ve 115 Avrupa kentinde atık su örneklerini analiz eden bir projeye göre, 2025’te Avrupa’daki atık sularda tespit edilen MDMA kalıntıları bir önceki yıla kıyasla yaklaşık yüzde 16 azaldı.

Avrupa Birliği Uyuşturucu Ajansı’nda uyuşturucu kullanımı üzerine bilimsel analist olan Joao Matias Euronews’e yaptığı açıklamada, "Bu yıl Avrupa’da en büyük sürprizin MDMA’daki keskin düşüş olduğunu söyleyebilirim," dedi.

Bunun nedenlerinden biri, gençler arasında MDMA kullanımındaki azalma olabilir.

Matias, "15-24 yaş grubunda kullanıcı tercihlerinin ketaminin yanı sıra sentetik katinonlar gibi farklı maddelere yöneldiğini görüyoruz. Bu da gözlemlediğimiz düşüşün açıklamalarından biri olabilir," diye konuştu.

Matias, bu düşüşün Covid-19 salgını sırasında bile görülmediğini, gece hayatı ve eğlence mekânları kapalı olmasına rağmen MDMA kullanımında benzer bir gerileme yaşanmadığını da sözlerine ekledi.Kokain ve ketaminde artış

Buna karşılık, 2024’ten 2025’e Avrupa’daki atık sularda tespit edilen kokain metaboliti yükü yüzde 22 arttı.

Matias, "Kokain kullanımı konusunda, son üç ya da dört yıldır bu istikrarlı artışı zaten biliyor ve görüyoruz. Bu durum, kokainin Avrupa pazarındaki, hatta bir ölçüde dünya genelindeki erişilebilirliğindeki artışı da yansıtıyor. Bu yüzden çok şaşırmış değiliz," diye açıkladı.

Aynı dönemde, atık sularda ketamin tespiti yüzde 41 yükseldi. Bunda, yasa dışı piyasadaki arzın artmasının ve gençler arasında daha popüler hale gelmesinin payı bulunuyor.

Matias, "Daha genç olup uyuşturucu kullanmayı tercih edenler arasında, etkileri nedeniyle ketaminin tercih edilen maddelerden biri olduğunu görüyoruz," dedi.

Araştırma, Avrupa genelinde uyuşturucu kullanım alışkanlıklarının farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.

En yüksek MDMA yükü Belçika, İspanya ve Hollanda’daki kentlerde tespit edilirken, atık sularda en yüksek ketamin seviyeleri Belçika, Almanya ve Hollanda’da ölçüldü.

Esrar, geçen yıl tahminen 24 milyon kullanıcıyla Avrupa’da en yaygın kullanılan yasa dışı madde olmaya devam etti. Ulusal anketlere göre, Avrupalı yetişkinlerin yaklaşık yüzde 8,4’ü son bir yıl içinde esrar kullandığını belirtiyor.

Esrar, Hollanda, Almanya ve Slovenya’daki atık sularda daha fazla tespit edildi ve seviyesi bir önceki yıla göre sabit kaldı.

Amfetamin kuzey Avrupa’da daha yaygınken, metamfetamin daha çok Çekya ve Slovakya’da tüketiliyor.

Uyuşturucu kullanımı üzerine bilimsel analist, metamfetamin kullanımının geleneksel olarak bu iki ülkede yoğunlaşmasının, "bu maddenin söz konusu bölgede yurt içi üretimiyle bağlantılı," olduğunu söyledi.

Atık su verileri, kokain kullanımının Belçika, Hollanda ve İspanya gibi batı ve güney Avrupa ülkelerinde daha yüksek kalmaya devam ettiğini gösteriyor.

Bu ülkeler Avrupa’ya giren kokain için giriş limanları olsa da, Joao Matias kokainin giriş noktalarıyla kullanım düzeyleri arasında doğrudan bir nedensellik ilişkisi kurmayacağını söylüyor.

Aynı ülke içindeki kentler arasında da farklılıklar gözlendi. Bu durum kısmen üniversitelerin varlığı, gece hayatının yoğun olduğu bölgeler ve nüfusun yaş yapısıyla açıklanabiliyor.

İlginç biçimde, atık su analizleri hafta sonlarında kokain ve MDMA seviyelerinin daha yüksek olduğunu gösterirken, esrar, amfetamin ve metamfetamin yükleri hafta boyunca daha düzenli seyretti.

Suriye'de içki yasağı...

Suriye'de Beşar Esad rejimini devirerek Aralık 2024'te ülke yönetimini ele geçiren ekip bir tartışmalı karara daha imza attı. Bikini ve makyaj gibi yasakların ardından şimdi de başkent Şam'da alkol satışı yasaklandı...Geçen yıl Haziran ayında halka açık plajlarda tüm vücudu örten "tesettür mayo" giyilmesini talep eden genelge yayımlanmış, Ocak ayında ülkenin güneybatısındaki Vadi Barada belediyesi, restoranlara kadınlı erkekli karma grupların alınmasını yasaklamıştı.

Yine Ocak ayında Şam yakınındaki El Tal'da erkeklerin kadın iç çamaşırı satan dükkânlarda çalışması yasaklanırken, Şubat ayında Lazkiye'de kadın kamu çalışanlarına makyaj yasağı getirildi. Başkent Şam'da Hristiyan nüfusun çoğunlukta olduğu üç semt dışında alkol satışının yasaklanması, yasaklar zincirinin son halkası oldu. Şam Valiliği geçen hafta Pazartesi akşamı yayınladığı genelgeyle restoran ve gece kulüplerinde alkol satışını yasakladı, alkol satışı yapan işletmelere yeni kurallara uyum için 3 ay süre tanıdı.Genelgede kentteki üç Hristiyan mahallesi; Bab Tuma, Kassa ve Bab Şarkî, yasaktan muaf tutuldu. Ancak bu mahallelerde alkol satan mekânların cami, kilise, okul ve mezarlıklardan en az 75, polis karakolu ve devlet dairelerinden en az 20 metre uzaklıkta olması şartı getirildi. Ayrıca işletmeler mekânda alkol servisi yapamayacak, alkol sadece kapalı şişelerde, müşterinin yanına alıp götüreceği şekilde satılabilecek.Ancak alkol yasağı kadar açıklamanın dili ve Hristiyan mahallelerini hedef gösterme tehlikesi de tepki çekti. Şam'da dün düzenlenen protesto gösterilerine yüzlerce kişi katıldı. İçki yasağına "kamu ahlâkı"nı gerekçe gösteren Valiliğin Hristiyanları "ahlaksız" diye sınıflandırıyor görünümü vermesi ve dinî kimliğe göre etiketleme yapılması eleştirilere neden oldu.


© Akdeniz Gerçek