Özlem Gürbüz Kendimize ne zaman uğradık?
Sabah gözümüzü açar açmaz saate bakıyoruz. Ardından telefona… Kim ne yazmış, kim ne paylaşmış, bugün hava nasıl olacak, yetişmemiz gereken işler neler? Daha yataktan kalkmadan günün telaşına çoktan başlamış oluyoruz. Sanki hayat, biz daha kahvemizi bile içmeden bizden bir şeyler bekliyor.
Peki, hiç düşündünüz mü; bütün bu koşuşturmanın içinde kendimize ne zaman uğruyoruz?
Günler birbirinin peşinden geliyor. Pazartesi başlıyor, bir bakıyoruz cuma olmuş. “Hafta sonu biraz dinlenirim,” diyoruz. Hafta sonu geliyor; alışveriş, ev işleri, ziyaretler, telefonlar, ertelenmiş işler derken pazar akşamı oluveriyor. Sonra yeniden pazartesi…
Bazen hayatı gerçekten yaşamaktan çok, hayatın yapılacaklar listesini tamamlamakla meşgulüz.
Üstelik yalnızca işler değil, insanlar da bizden sürekli bir şey bekliyor. Birine göre daha anlayışlı olmamız gerekiyor, bir başkasına göre daha ilgili. Kimi zaman iyi bir evlat, kimi zaman iyi bir eş, iyi bir arkadaş, iyi bir çalışan olmaya çalışıyoruz. Herkesi memnun etmeye uğraşırken kendimize karşı ne kadar iyi olduğumuzu ise pek sormuyoruz.
Oysa insanın kendisine de yetişmesi gerekiyor.
Bir akşam hiçbir yere gitmeden evde oturmak mesela… Sessizce bir kahve içmek, sevdiğimiz bir kitabın birkaç sayfasını okumak, pencereden dışarı bakmak… Bunlar küçük şeyler gibi görünüyor. Fakat bazen insanın en çok ihtiyacı olan şeyler tam da bunlar.
Çünkü hayat yalnızca büyük kararlarla, büyük başarılarla ve büyük değişimlerle........
