Halil MERT Dirilişten Direnişe, Direnişten Kurtuluşa Türk Milleti…
Milletler, sadece sınırlarla değil, hafızalarıyla yaşar. Bazı günler vardır ki, bir takvim yaprağından ibaret değildir; bir milletin kaderini temsil eder.
18 Mart ve 21 Mart, Türk Milleti için böyle iki büyük eşiğin adıdır. Biri direniştir, diğeri diriliş. Bu iki ruh birleştiğinde dirilişten direnişe, direnişten Kuvay-ı Milliye ile kurtuluşa yürüyen bir millet çıkar ortaya.
Osmanlı Devleti, Balkan Harbi’nde ağır bir darbe almış, toprak kayıplarıyla birlikte hem ordunun hem milletin morali ciddi şekilde sarsılmıştı. Ancak Balkan Savaşı yenilgisi, Türk Subayı için bir son değil, bir uyanış oldu. Ordu içinde yeniden yapılanma süreci başladı. Disiplin, şuur ve vatan fikri yeniden inşa edildi.
Bu süreçte İttihat ve Terakki kadroları da ordunun modernleşmesi ve subay kadrosunun millî bir bilinçle yeniden şekillenmesi yönünde önemli katkılar sağladı.
Ardından Çanakkale geldi.
Çanakkale’de yalnızca bir cephe açılmadı; bir millet ayağa kalktı. İmkânlar sınırlıydı, yokluk büyüktü, ancak irade ve inanç dimdik ayaktaydı. Bu mücadele, sadece askeri bir başarı değil, Türk Milleti’nin yeniden kendine güven kazanması anlamına geliyordu ki buna ÇANAKKALE RUHU diyoruz.
Çanakkale’nin önemi bununla da sınırlı değildir. Bu cephe, aynı zamanda bir kadroyu........
