menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GÜLÇİN ITIRLI ASLAN Zaman mı Akıyor, Yoksa Biz mi Geçip Gidiyoruz!

10 0
09.08.2026

Albert Einstein, "Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ayrım inatçı bir yanılsamadan ibarettir." demişti. Oysa insanlık, binlerce yıl önce kutsal metinlerde zaten buna benzer bir soruyla yüzleşmişti: Zaman gerçekten akıyor mu, yoksa akan yalnızca biz miyiz?

Belki de insanlığın en büyük yanılgısı, zamanı bir nehir sanmasıdır. Çünkü nehir akmaz; aslında akan suyun içindeki biziz. Saatler dönmez; dönen, onları izleyen ömürlerdir.

Modern fizik, zamanı uzayın dördüncü boyutu olarak tanımlar. Einstein'ın görelilik kuramı bize zamanın mutlak olmadığını gösterdi. Hız arttıkça zaman yavaşlar, kütle büyüdükçe zaman bükülür. Demek ki evrende herkes için aynı "şimdi" yoktur.

İlginç olan ise dinlerin bunu bambaşka bir dille asırlardır anlatıyor olmasıdır.

Kur'an'da "Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir." ifadesi yer alır. Başka bir ayette elli bin yıllık bir günden söz edilir. Benzer şekilde Yahudi ve Hristiyan geleneğinde de Allah'ın zamandan münezzeh olduğu vurgulanır. Budizm ise zamanı döngüsel görür; başlangıç ve son, birbirini takip eden dönüşümlerdir. Hindu düşüncesinde evren nefes alıp veren devasa bir organizma gibidir; yaratılış ve yok oluş birbirinin devamıdır.

Dikkat edilirse kutsal metinler, zamanı açıklamaktan çok insanın zamana bakışını dönüştürmeye çalışır.

Çünkü insan zamanı saatle ölçer.

Allah ise zamanı yaratandır.

Bugün nörobilim laboratuvarlarında biliyoruz ki beynimiz zamanı ölçmez; zamanı üretir. Dış dünyadan gelen milyonlarca uyarı, beynin farklı bölgelerinde işlenirken "zaman" dediğimiz deneyim ortaya çıkar. Bekleme odasında geçen beş dakika bitmek bilmezken, sevdiğimiz biriyle geçen beş saat birkaç dakikaya dönüşebilir.

Demek ki zaman, dış dünyanın değil, bilincin de ürünüdür.

Bunun biyolojik karşılığı daha da şaşırtıcıdır.

Her hücremizde çalışan sirkadiyen saat genleri yalnızca ne zaman uyuyacağımızı belirlemez. Hücre bölünmesini, bağışıklık sistemini, hormon salınımını, hatta bazı genlerin açılıp kapanacağı anı bile düzenler. İnsan, zamanı yalnızca hissetmez; zamanı genlerinin içinde yaşar.

Yaşlanma bile aslında bir zaman hikâyesidir.

Telomerler her bölünmede biraz daha kısalır.

Mitokondriler yılların yükünü sessizce taşır.

Proteinler yavaş yavaş eskir.

Derimiz kırışmadan önce hücrelerimiz zamanı hatırlamaya başlar.

Belki de biyolojik yaşlanma, bedenimizin takvime attığı imzadır.

Fakat insan yalnızca biyolojik bir varlık değildir.

Psikoloji bize başka bir gerçeği gösterir.

Travma........

© Akasyam