GÜLÇİN ITIRLI ASLAN Hiçbir Şey Yok Olmaz
"Her şey değişir, hiçbir şey yok olmaz." Ovidius bu cümleyi Metamorfozlar'da yüzyıllar önce yazmıştı; bugün onu yalnızca felsefenin değil, psikolojinin, sosyolojinin, hatta modern biyolojinin de kendine göre doğruladığını görüyoruz. İnsan hayatına biraz yakından bakınca gerçekten de hiçbir şeyin bütünüyle kaybolmadığını fark ediyoruz. Yalnızca biçim değiştiriyor. Bir olay unutuldu sanılırken bir davranışa siniyor, bir acı huya dönüşüyor, bir korku çocuğun yetiştirilme tarzına sızıyor. Bir ailenin yıllarca ağzına almadığı mesele, bir sonraki kuşakta bambaşka bir kılıkta karşımıza çıkıyor. Bazen insanın kendisi değişiyor ama yaşadığı şey, çevresindekilerin hafızasında yaşamaya devam ediyor.
İnsanı anlamanın en zor tarafı belki de tam burada başlıyor. Çoğu zaman geçmişi geride bıraktığımızı sanırız. Oysa geçmiş, arkamızda kalan bir manzara değil; içimizde sessizce çalışmaya devam eden bir sistemdir.
Psikoloji, travmaların, kayıpların, aşağılanmaların, terk edilişlerin ve uzun süren stresin insanın dünyayı algılama biçimini kalıcı olarak değiştirebildiğini söylüyor. Sürekli eleştirilen bir çocuk, zamanla yalnızca eleştiriden korkmayı öğrenmez; kendi değerini başkalarının onayına bağlamayı da öğrenir. Sevgiyi koşullu almışsa, büyüdüğünde onu hak edebilmek için durmadan bir şeyler yapması gerektiğine inanabilir. Güveni bir kez kırılmışsa, ortada hiçbir tehdit yokken bile tehdit arar hâle gelebilir.
Sonra bir gün karşımıza yetişkin biri çıkar, ona bakıp "Bu neden böyle davranıyor?" diye sorarız. Oysa belki de doğru soru şudur: Bu davranışı hangi hikâye doğurdu? Çünkü insanın yaptıkları çoğu zaman görünenin değil, görünmeyenin sonucudur.
Sosyoloji ise meseleyi bireyin sınırlarının dışına taşır ve basit ama kolay unutulan bir şeyi hatırlatır: İnsan yalnızca ailesinin çocuğu değil, aynı zamanda içine doğduğu toplumun da çocuğudur. Bir toplumun savaşları, ekonomik krizleri, göçleri, yoksullukları, sınıf farkları, kadına ve erkeğe biçtiği roller, başarı tanımı, namus anlayışı, aile yapısı ve hepsinden önemlisi susma kültürü, tek tek insanların iç dünyasına da işler.
"Yeter ki çocuğum aç kalmasın" diyerek büyümüş bir nesil, kendi çocuklarını "Yeter ki başarısız olmasın" korkusuyla yetiştirebilir. Yoklukla boğuşmuş bir kuşağın ardından gelenler, bolluk içinde bile kaybetme korkusunu içlerinde taşıyabilir. Çünkü toplumların da bir........
