menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adnan İPEKDAL On Beş Hocamsıya Bedel Türkünün Bir Notası!

9 0
25.09.2026

On beş doktora bedel!"

                          Halk Türküsü

Karadeniz’in o meşhur, insanın içini kıpır kıpır eden ezgisini, bu sarsıcı dörtlüğü bilirsiniz. Yöre insanı, o yaylaların temiz havasının, suyunun ve doğasının fiziksel dertlere nasıl şifa olduğunu anlatmak için hekimliği küçümsemeden, mübalağalı ama sarsıcı bir hakikati haykırır bu dizede. Reçetelerin çözemediği bedensel daralmayı, yaylanın havası, suyu, toprağı, güneşi iyi eder.

Anadolu insanı, dertlerin büyüklüğünü veya tesellinin kudretini anlatırken hep bu kıyaslama yöntemine başvurmuştur. Sadece yaylanın havasını doktora eş tutmakla kalmaz; bazen de dünyanın en içinden çıkılmaz insani gailelerini küçücük bir nefesle tartıya çıkarır. Tıpkı Karadeniz müziğinin unutulmaz ismi Erkan Ocaklı’nın o meşhur türküsünde mırıldandığı gibi: "İki karıdan eyi bir Samsun sigarası..." Halk, başındaki büyük bir keşmekeşin, dumanlı bir teselliyle hafiflediğini söylerken aslında kendi sokak felsefesini yapar. Bizim bu modern karmaşada söyleyeceğimiz de tam olarak budur belki de: İki hocamsıdan iyi, türkünün bir notası...

Tabi burada,  hâli ile kâli tenakuz arz etmeyen; bildiğinin sadece hâmili değil aynı zamanda kâmili olan, kelamının tesiri kemalinden gelen gerçek hocalarımızı yazının muhatabı olmaktan tenzih edelim.

İşte Sürmene yaylasının bedene şifa yönüyle on beş hekime bedel sayılması, ya da evlilik gailesinin bir tütün dumanıyla kıyaslanması gibi; ruhun yönünü kaybettiği, kalbin katılaştığı şu modern zamanlarda da bazı türküler devreye girer. Ve o an, tek bir türkü on beş hocamsıya bedel oluverir.

Hele ki televizyon ekranlarında, sosyal medya mecralarında her akşam bir tiyatro sahnesinde detone ve demode bir tirat izler gibi izlediğimiz o "hocamsıları"gördükçe bu hakikat daha da kristalleşiyor. İlmi meclislerde, kütüphane loşluğunda, derin tefekkürle konuşulması gereken en netameli, en hassas İslami konuları kameralar önünde adeta  "âşık atışması" üslubuyla  birbirleri ile aşık atarcasına tartışan o figürlerden bahsediyorum. Reyting uğruna, cemaat kapmaca yarışı adına dinin estetiğini, inancın mahremiyetini ekranlarda çiğneyen, birbiriyle laf dalaşına girerken milleti dinden imandan çıkma noktasına getiren o popüler ekran fenomenleri... Onlar konuştukça kalpler yumuşamıyor, aksine zihinler bulanıyor, ruhlar daralıyor.

İşte tam bu keşmekeşin ortasında, o oryantal kafalı hocamsıların saatlerce konuşup darmadağın ettiği inanç dünyamızı, bir halk türküsü üç dakikada tamir ediveriyor. Biz İslam’ın o muazzam ahlakını, tasavvufun nefis terbiyesini ve ölümün o kaçınılmaz hakikatini ekranlardaki o gürültülü kavgalardan değil; kitabın ortasından ama sazın bam telinden öğreniriz çoğu zaman…

Ekran hocamsıları size ekranlarda biçimsel fetvalar verirken, o meşhur Samsun Çarşamba türküsü derinden ve bilgece seslenir kulağınıza:

"Sular durulur........

© Akasyam