Ülkemden Üç Manzara
{vendor_count} satıcılarını yönetin
Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Bir ülkenin bekası ve medeniyet iddiası, devletin en üst karar alma mercileri tarafından ortaya konulan stratejik vizyon ile bu vizyonu sahada icra etmekle yükümlü bürokratik kadroların zihinsel uyumu arasındaki dengede gizlidir. Türkiye’nin içinden geçmekte olduğu tarihsel süreç, yalnızca askeri ya da ekonomik tehditlerle sınırlı olmayan, doğrudan doğruya toplumsal genetiği ve ahlaki yapıyı hedef alan sinsi ve asimetrik bir taarruza sahne olmaktadır. Bu bağlamda, Cumhurbaşkanlığı makamından yükselen beka ve kimlik uyarısı, küresel ölçekli bir ifsat hareketine karşı milli bir uyanış çağrısı niteliğindedir. Ancak, bu yüksek perdeden yapılan uyarılara rağmen, bürokrasinin alt katmanlarında ve eğitim kurumlarında yaşanan uygulamalar, teori ile pratik arasında derin bir yarılmanın varlığını gözler önüne sermektedir. Bu yarılmayı, felsefi ve sosyolojik açıdan üç farklı manzara üzerinden çözümlemek istiyorum.
Birinci Manzara: Devletin Zirvesindeki Çığlık ve Küresel Sinsilik
Devletin en üst kürsüsünden yapılan açıklamalar, Türkiye’yi hedef alan tehditlerin sinsi doğasını ve insanlık düşmanları tarafından yürütülen yıkıcı faaliyetleri açıkça ifşa etmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ısrarla üzerinde durduğu konuların başında, neo-liberal kültür akımlarının ve dijital mecraların eliyle yürütülen küresel “cinsiyetsizleştirme politikaları” gelmektedir. Aile yapısını, milli kültür ve seciyeyi, gençliğin zihnini hedef alan bu sapkın ideolojiler, sinsice tasarlanmış dizi, film ve dijital içeriklerle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu sinsi tehdide karşı durabilmenin ilk şartı ise köklü bir tefekkür ve sorgulama bilincidir. En üst siyasi iradenin yanı sıra gündelik hesapları bir kenara bırakıp insanlığın karartılmak istenen geleceğinin derdine düşen bir avuç makuliyet ve samimiyet ehli Kur’an-ı Kerim’deki “Efelâ tetefekkerûn” yani “Hiç düşünmez misiniz?” ayetinden de ilham alarak toplumu uyuşukluktan sıyrılmaya ve aktif bir düşünce üretimine davet etmektedir. Jakoben ve taklitçi bir “vitrin modernleşmesi” yerine, yerli ve özgün bir “insan-olma ve insan-kalma bilinci ve çabası olarak ahlak” tasavvuru inşa edilmediği sürece, küresel odakların bu sinsi tuzaklarına karşı kalıcı bir savunma hattı kurulması imkansız derecesinde zor görülmektedir.
İkinci Manzara: Akademik ve Bürokratik Aymazlık
Cumhurbaşkanlığı makamı milli kimliği tahkim etmek için feryat ederken, devletin icracı mekanizmaları olan bürokratik kadrolarda ve yükseköğretim kurumlarında ciddi bir idrak felci ve aymazlık manzarası hakimdir. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) gibi hayati kurumların bünyesinde ve denetiminde olan alt yapılar ile köklü akademik yuvalarda, küresel sinsi ideolojilerin ve dejenere psikolojik dogmaların adeta koruyuculuğu yapılmakta veya bunlara göz yumulmaktadır. Bir dönem “hoşgörü” ve “diyalog” maskesiyle devlete sızıp insanları mankurtlaştıran sinsi yapıların yarattığı tahribat hala taze iken, bugün de benzer sinsi yöntemlerle aile ve eğitim kurumları içeriden kemirilmektedir. Devletin zirvesinin aile yapısını koruma uyarısına rağmen, alt bürokrasinin bu tehditleri sadece izlemekle yetinmesi, hatta liyakatten uzak kadrolaşmalarla bu süreci beslemesi büyük bir tezat, yaman bir çelişki oluşturmaktadır. Nitekim, ehliyet ve liyakat ilkelerinin çiğnenmesi, sinsi yapıların kurumsallaşması için en elverişli zemini sunmaktadır.
Üçüncü Manzara: “Efelâ Tetefekkerûn”........
