menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir Çocuk Cerrahının Asistanlık Anıları

18 0
17.08.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Bir Çocuk Cerrahının Asistanlık Anıları

Bir İnsana Dokunmak Onun Bedenine Değil Ruhuna Dokunmaktır

Yolun Başı ve Hayat Yolunda adlı eserlerimizde sıklıkla vurguladığımız üzere; insan, karakterini kendi mahremiyet alanında ve ailesinin korunaklı ikliminde inşa eder; ancak asıl varoluşsal imtihanını kamusal alanın, kurumsal mekanizmaların ve bürokratik çarkların keşmekeşine adım attığında verir. Şahsiyet bütünlüğünü koruma çabası, bireyin hekim-hasta, cankurtaran-kazazede, amir-memur ya da patron-çalışan ilişkisinde sergilediği tutumla doğrudan ilintilidir. Daha önce kaleme aldığımız çalışmalarda, bir dağ cankurtaranının kriz anındaki ahlaki duruşunu ve Türkiye’nin akademik idare tarihindeki kurumsal savrulmaları İlişkisel Bütünlükçü Anlam ve Değer Esaslı Terapi (AVDET) modelimiz ışığında incelemiş; “Samimiyet” ile “Makuliyet” dengesini sorgulamıştık. Bu makalemizde ise mezkûr analitik, felsefi ve terapötik parametrelerimizi, Opr. Dr. Selahattin Aktaş’ın Bir Çocuk Cerrahının Asistanlık Anıları (Okumuşlar Yayıncılık, İstanbul 2021, s. 105-106, 114-119, 130-131) başlıklı otobiyografik metnine uygulayarak; tıbbi bürokrasinin ve hiyerarşik vesayetin cenderesinde tek bir şahsiyetin nasıl bir ahlak öznesi olarak var kalabildiğini mercek altına alıyoruz.

Usul ve metodoloji açısından belirtmeliyiz ki incelememize konu olan metin, tıp eğitiminin ve cerrahi asistanlığının nesneleştirici, katı ve mekanik ikliminde yetişen bir hekimin, mesleki deformasyona teslim olmayarak insan onurunu ve ruhsal teması nasıl koruduğunun somut bir resmini sunmaktadır. Metin boyunca cereyan eden dört ana vaka, AVDET modelimizin temel sütunları üzerinden çözümlenmeye elverişli bir nitelik taşımaktadır.

II. Hikâyenin Bütünlüklü Özeti

İnceleme konumuzu oluşturan birinci vakayı, yazarın 1984 yılı Eylül ayında Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı asistanlık sınavı sürecinde tecrübe ettiği liyakat ve torpil çatışması oluşturmaktadır. Tıpta Uzmanlık Sınavı’nın (TUS) henüz bulunmadığı, her kurumun kendi sınavını açtığı ve kayırmacılığın yaygın biçimde tecrübe edildiği bir dönemde yazar, tek kişilik bir asistan kadrosuna başvurmuştur. Hacettepe Üniversitesi’nden Dr. Melih’in referansıyla Samsun’a giden yazar, anabilim dalı başkanının şehir dışında olması nedeniyle tek güvencesini kaybetmiş ve sınavın mülakat aşamasında kurumun kendi mezunu olan ve ağabeyi de üniversitede sevilen bir dahiliye asistanı bulunan güçlü bir rakiple baş başa kalmıştır. Olumsuz konjonktüre rağmen mülakatta dürüstlükle çocuk cerrahisine duyduğu derin tutkuyu ve geçmişteki pratik adanmışlığını dile getiren yazar, akademik jürinin hakkaniyetli değerlendirmesiyle sınavı kazanarak liyakatin zaferini tecrübe etmiştir.

İkinci vaka, cerrahi asistanlığının askeri disiplini andıran hiyerarşik yapısı içerisinde yaşanan kurumsal nesneleştirme ve yetki suiistimalidir. İlk iki yıl boyunca gün aşırı tutulan 36 saatlik kesintisiz nöbetler, OMÜ’nün dağ başındaki kampüsünün ulaşım imkânsızlıklarıyla birleştiğinde asistanlar için ağır bir fiziksel ve ruhsal yıpranmaya dönüşmektedir. Nöbet çıkışında şehre boş giden yemekhane servis minibüsünden yararlanmak isteyen asistan doktorların bu insani talebi, durumu öğrenen hastane başhekiminin sert tepkisiyle karşılaşmıştır. Başhekimin, sabaha kadar hizmet veren hekimlerin mağduriyetini gidermek yerine şoföre talimat vererek “Asistana servis mervis olmaz, garson servisi boş gitse de doktorlar binemez” diyerek doktorları servisten menetmesi, idari gücün alt kademedekileri aşağılayıcı bir hiyerarşik vesayete dönüştürüldüğünün ifadesidir.

Üçüncü vaka, 1986 yılında hastane yemekhanesinin 9. kata taşınmasının ardından patlak veren imtiyaz krizidir. Tüm çalışanların eşit koşullarda kendi yemeğini tepsiyle aldığı bir ortamda, hastane müdürünün kendisine özel örtülü masa hazırlatarak tabakla servis yaptırması, asistan hekimler arasında ahlaki bir infial/tepki yaratmıştır. Cezalandırılma korkusuyla sessiz kalan çoğunluğun aksine yazar, gece nöbetinde kimseye görünmeden müdürün masasına ve sonrasında duvarına Mersol (Baticon) dökerek soru ve ünlem işaretleri çizmiştir. Bu sembolik protesto eylemi, idarenin özel masayı kaldırmasıyla sonuçlanmış ve kurumsal kibre (kibirli özgürlük) karşı sessiz ama etkili bir direnç hattı oluşturmuştur.

Dördüncü ve anlatının felsefi omurgasını oluşturan son vaka ise yazarın 1989 yılında genel cerrahi rotasyonu esnasında ameliyat edilen emekli bir öğretmen hastayla kurduğu insani temastır. On gündür yatan ve taburcu olma aşamasına gelen hasta, kendisini ameliyat etmeyen ve sadece klinikte misafir bulunan yazara kolundan tutarak hususi olarak teşekkür etmiştir. Hastanın, “On gündür her gün biri geldi kan aldı, biri geldi tansiyon ölçtü, biri geldi pansuman yaptı ama ameliyat sonrası kapıdan içeri girince bana ‘Geçmiş olsun hocam’ diyen tek kişi sizsiniz” beyanı; tıbbın mekanik bir zanaata indirgenemeyeceğini, asıl iyileşmenin insanın ruhuna dokunmakla gerçekleştiğini tescil eden evrensel bir derse dönüşmüştür.

III. Kahramanların Tavır ve Tutumları: Varoluşsal Duruşlar

Geliştirdiğimiz AVDET (Anlam ve Değer Esaslı Terapi) yaklaşımı açısından insan tekinin kurumsal yapılardaki varoluşsal duruşu; güce, konjonktüre, hiyerarşik baskıya ve ötekinin kırılganlığına verdiği tepkiyle ölçülür. Yolun Başı’ında işlediğimiz üzere insan tabiatı “cıva misali” akışkandır; dış baskılar, konfor arayışı veya sistemin katılaştırıcı mekanizmaları karşısında kolayca savrulabilir ya da mekanikleşebilir. Metinde öne çıkan aktörlerin tutumları, bu akışkanlığın bir “kıvama” erip ermediği bakımından belirgin numuneler/tipolojiler sunmaktadır.

Geliştirdiğimiz kuramsal çerçeveden bakıldığında, anlatıcının asistanlık yıllarındaki duruşu; makam, hiyerarşi ve mesleki deformasyon karşısında insani özü ve kıvamı koruyabilme iradesinde somutlaşır. Başhekimin doktorları servisten meneden keyfi tutumuna ve müdürün yemekhanedeki imtiyazcı yaklaşımına karşı takındığı tavır, pasif bir kabulleniş değil, şahsiyet/kişilik onurunu koruma çabasıdır. Emekli öğretmene sergilediği nezaket ise, unvanların ve teknik işlemlerin ötesine geçip insanı bir “değer” olarak kucaklayan “ihsan” erdeminin tezahürüdür.

IV. Felsefi ve Etik Analiz: AVDET Yaklaşımı ve Trajik Dilemma

İlişkisel Bütünlükçü Anlam ve Değer Tasavvuru (AVDET) yaklaşımı, insanı ve eylemlerini değerlendirirken hissi romantizmden ve katı kuralcılıktan kaçınarak “Makuliyet” ve “Samimiyet” ilkelerine dayanır.

1. Temel Felsefi Kavramlar

Anlam ve Değer kavramı, anlatıcının hastaya, kurumsal hiyerarşiye ve alt kademe çalışanlara yaklaşımında tecelli eder. Başhekim ve hastane müdürü asistanları kurumsal çarkın ikame edilebilir birer fonksiyonel enstrümanı olarak görürken; anlatıcı, emekli öğretmeni tıbbi bir dosya değil, hürmete layık varoluşsal bir “değer” olarak konumlandırır.

Niyet–Eylem–Sonuç Bütünlüğü ve Deruni Mimarinin Seyri açısından baktığımızda; Yolun Başı eserimizde ifade ettiğimiz ihtiyaç, his, duygu, bilgi/seçenek, ihtiyar, tercih, inanç, irade, kasıt, azim basamakları anlatıcıda net biçimde görülür. Anlatıcı, yemekhanedeki haksız imtiyaza karşı deruni bir rahatsızlık (Niyet) duymuş, bunun adalet ilkesine aykırı olduğuna inanmış (İnanç), gece vakti eyleme geçme kararlılığı (İrade ve Kasıt) göstererek Mersol protestosunu gerçekleştirmiştir (Azim).

Kök erdemlerden Hikmet; hekimliğin........

© Akademik Akıl