menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dikkat Makas Değiştirildi (Sırât-I Müstakîmden Tâli Yollara) Kur’an Sünnet ve Ümmetin Ortak Akıl Yolunu Yeniden Inşa Manifestosu

25 0
30.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Dikkat Makas Değiştirildi (Sırât-I Müstakîmden Tâli Yollara) Kur’an Sünnet ve Ümmetin Ortak Akıl Yolunu Yeniden Inşa Manifestosu

Prof. Dr. Hadi SAĞLAM İslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı

Ehl-i Sünnet Nesh ve İcmâ Üzerine Tarihî Bir Usûl Çağrısı

BİR MEDENİYET, ANA YOLUNU TERK ETTİĞİ GÜN DEĞİL; TÂLİ YOLLARI ANA YOL ZANNETTİĞİ GÜN İSTİKAMETİNİ KAYBEDER. Kur’an ve Sünnet, ümmeti sırât-ı müstakîme çağıran ana güzergâhtır. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat, bu güzergâhta ilim, istişare, içtihat ve icmâ ile birlikte yürümenin usûlüdür. Ne var ki tarihin bir döneminde makas değiştirilmiş; ana yola hizmet etmesi gereken beşerî yorumlar, mezhebî kabuller ve tarihsel hükümler bizzat ana yol gibi görülmeye başlanmıştır. Otobandan ayrılan tâli yolların yeniden otoban sayılması gibi, araçlar amaçlaştırılmış; yöntemin yerini aidiyet, yenilenmenin yerini tekrar, ortak aklın yerini donmuş kabuller almıştır. Böylece Ehl-i Sünnet kimliğe, nesh hüküm kaldırma tartışmasına, icmâ ise değişmezlik mührüne daraltılmıştır. Birincisi doğruyu birlikte bulma yöntemini, ikincisi adaleti yenileme imkânını, üçüncüsü ortak iradeyi yeniden kurma kudretini zayıflatmıştır. Bu manifesto, yeni bir yol icat etme değil; makası yeniden Kur’an ve Sünnet’in ana istikametine çevirme çağrısıdır.

BİRİNCİ MAKAS DEĞİŞİMİ  EHL-İ SÜNNETİ ORTAK AKILDAN DONMUŞ KİMLİĞE DÖNÜŞTÜRMEK

KUR’AN VE SÜNNET’TEN SONRA ÜMMETİN YOLU, VAHYİN REHBERLİĞİNDE İLİM, İSTİŞARE, İÇTİHAT VE İCMÂ İLE İŞLEYEN ORTAK AKILDIR. Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in kurucu anlamı da budur: Hakikati bir soyun, kişinin, mezhebin veya çağın tekeline bırakmamak; farklı ehliyetlerin birbirini denetlediği müşterek hukuk vicdanını işletmek.

MADDE 1  PEYGAMBER’DEN SONRA DOĞRUYU NEREDE VE NASIL BULACAĞIZ

Hz. Peygamber’in vefatından sonra ümmetin karşısındaki temel soru budur. Vahiy tamamlanmış, fakat hayat durmamıştır. Yeni olaylar, ilişkiler ve ihtilaflar karşısında doğru hükme hangi meşru yöntemle ulaşılacaktır? Bu, yalnız bir mezhep tartışması değil; İslâm hukuk düzeninin meşruiyet, yöntem ve süreklilik sorusudur.

MADDE 2  İKİ ARAYIŞ İKİ MEŞRUİYET TASAVVURU

Şiî gelenek, doğruya ulaşma güvencesini Ehl-i Beyt merkezli imamet, nesep ve sadakat çizgisinde aramıştır. Bu yaklaşımda aidiyet ve manevî bağlılık belirleyici bir meşruiyet kaynağıdır. Sünnî gelenek ise doğruyu belirli bir soyun tekelinde değil; Kur’an ve Sünnet’in rehberliğinde ilim, istişare, içtihat ve ümmetin müşterek aklında aramıştır. Bu yolun tarihî adı Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tir. Buradaki cemaat, kalabalığın kör onayı değil; farklı akılların birbirini denetlediği ortak hukuk vicdanıdır.

MADDE 3  EHL-İ SÜNNET BİR GÖRÜNTÜ DEĞİL BİR YÖNTEMDİR

Ehl-i Sünnet’in özü, tek kişinin yanılabilir kanaatini mutlaklaştırmamak; vahyin ilkelerini ortak aklın denetiminde hayata taşımaktır. Sakal, bıyık ve cübbe tarihî veya kültürel birer görünüm olabilir; fakat bunların hiçbiri tek başına hakikatin ölçüsü değildir. Bir hukuk metodolojisini kıyafete indirgemek, medeniyet aklını görüntüye hapsetmektir.

MADDE 4  RİVAYET VE İÇTİHAT NASLAŞTIRILAMAZ

Fıkıh kitaplarındaki içtihatlar ilmî mirastır; hadis rivayetleri sünnete ulaşmanın vazgeçilmez kaynaklarıdır. Ancak her içtihadı zamanlar üstü hüküm, her rivayeti bağlamından bağımsız mutlak hukuk kuralı saymak; beşerî anlama faaliyetini vahyin seviyesine yükseltir. Rivayet dirayetle, metin bağlamla, içtihat yeni hayat şartlarıyla birlikte okunur. “Biz Ehl-i Sünnet’iz” sözü, araştırmayı durduran bir imtiyaz belgesi değil; ortak akla, ilmî dürüstlüğe ve usûle bağlılık taahhüdüdür.

MADDE 5  BİRİNCİ MAKAS DEĞİŞİMİ ORTAK AKILDAN DONMUŞ KİMLİĞE

Zamanla yöntemin yerini aidiyet, ortak aklın yerini taassup, hukuk üretiminin yerini geçmiş hükümleri tekrar etmek almıştır. Böylece doğruyu bulmak için kurulmuş bir yöntem, doğruluğu peşinen ilan edilen kapalı bir kimliğe dönüştürülmüştür. Ehl-i Sünnet’i korumanın yolu onu dondurmak değil; kurucu anlamındaki istişareyi, çoğul ilmî denetimi ve ortak içtihadı yeniden işletmektir.

BİRİNCİ HÜKÜM  ORTAK AKLI SUSTURAN, EHL-İ SÜNNET’İ KORUMAZ; ONUN KURULUŞ GAYESİNİ SUSTURUR. EHL-İ SÜNNET, GEÇMİŞİN BÜTÜN YORUMLARINI DONDURMANIN DEĞİL; KUR’AN VE SÜNNET’İN REHBERLİĞİNDE DOĞRUYU BİRLİKTE ARAMANIN YOLU VE YÖNTEMİDİR. TÂLİ YOLU ANA YOL İLAN ETMEK İSTİKAMET DEĞİL; USÛL KAYBIDIR.

İKİNCİ MAKAS DEĞİŞİMİ  NESHİ HÜKÜM KALDIRMAYA HAPSETMEK

NESH, KUR’AN’I EKSİLTME TARTIŞMASINA MAHKÛM EDİLEMEZ. Neshin gösterdiği büyük hukuk hakikati şudur: Değişmeyen dinî değerler, değişen toplumsal şartlarda yeni hukukî düzenlemelerle hayata taşınır. Şeriatın sosyal ve hukukî hükümleri yenilenebildiği için adalet tarih içinde canlı kalır. Bu imkânı yalnızca “önceki hükmün kaldırılması” biçiminde okumak, hukukun üzerinde yürüdüğü dalı kesmektir.

MADDE 6  DİN DEĞİŞMEZ ŞERİATIN HUKUKÎ DÜZENLEMELERİ YENİLENİR

Din, insanlığın var edilişinden itibaren Şâri‘in tevhid akidesi üzerine kurduğu, bütün insanları kapsayan vahye dayalı evrensel ilkeler manzumesidir. Şeriat ise insanın toplum içinde huzurlu ve adil bir hayat sürebilmesi için belirli dönemlerde somutlaşan hukukî düzenlemeler bütünüdür. İtikadî ve ahlâkî esaslar ile ibadetlerin kurucu ilkeleri zamanlar üstüdür; sosyal, hukukî ve iktisadî düzenlemeler ise nasların niteliği, maksatları ve toplumların değişen şartları gözetilerek yenilenir. Bir hukuk düzeni, toplumun ihtiyacına adaletle cevap verdiği ölçüde maksadını gerçekleştirir.

MADDE 7  DİN İLE DİN KÜLTÜRÜ AYRILMALIDIR

Din ilâhî kaynağa; din kültürü ise insanın dini anlama, yorumlama ve yaşama tecrübesine dayanır. Mezhep, fetva, içtihat, örf ve tarihî uygulama dinin kendisi değil, din etrafında oluşmuş beşerî birikimdir. Bu birikim değerlidir; fakat eleştirilemez değildir. Din kültürünü dinle özdeşleştirmek, tarihsel yorumu kutsallaştırır ve yenilenmenin kapısını kapatır.

MADDE 8  KAT‘Î NAS İLE ZANNÎ ALAN AYRILMALIDIR

Sübûtu ve delâleti kat‘î olan nas, yoruma kapalı kesin ölçüyü bildirir. Sübûtu veya delâleti zannî olan nas ise dil, bağlam, maksat ve hayatın gerçekliği içinde içtihada açıktır. Zannî alandaki içtihat, yetkili ortak iradeyle kanunlaştırıldığında bağlayıcı maddî norma dönüşebilir; ancak bu bağlayıcılık ona........

© Akademik Akıl