menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçi Boş Üniversiteler: Otomatikleştirilmiş Eğitimin Geleceği

5 0
23.10.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Turizm Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

İçi Boş Üniversiteler: Otomatikleştirilmiş Eğitimin Geleceği

Sparrow ve Flenady’nin (2025) makalesinin özeti ve değerlendirmesi

Ana fikir Sparrow ve Flenady, üretken yapay zekânın yükseköğretimde devrim yaratacağı yönündeki coşkuyu yersiz buluyor. Onlara göre üniversitenin görevi yalnızca içerik aktarmak değil, düşünebilen, gerekçe sunabilen ve bilgiye karşı sorumluluk üstlenen insanlar yetiştirmektir. Yapay zekâ bu sürecin insani, toplumsal ve etik boyutlarının yerini alamaz. Üstelik “öğretmeni desteklemek” amacıyla eğitime girse bile, ekonomik baskılar altında zamanla öğretmenin yerini alma eğilimi gösterir. Yazarların çözüm önerisi bu nedenle yapay zekâya değil, insana yatırım yapmaktır: daha küçük sınıflar ve alanına tutkuyla bağlı öğretim elemanları.

1. Yapay zekâ çıktıları “bullshit”tir, hatta anlamsızdır. Frankfurt’un kavramıyla söylersek, yapay zekâ ürettiği ifadelerin doğruluğuna ilişkin insani bir bağlılık ya da sorumluluk taşımaz. Çıktıları doğru olabilir ve geçmişteki güvenilir performansı nedeniyle kanıt değeri taşıyabilir. Ancak ahlaki bir fail olmadığı için tanıklık edemez, söylediklerinin arkasında duramaz. Yazarlar, Brandom’un çıkarımcı anlam kuramından hareketle bir adım daha ileri gider: Anlam, sözcüklerin bağlandığı çıkarımlardan ve eylem yükümlülüklerinden doğar. Dolayısıyla onlara göre, eylemde bulunamayan ve normatif yükümlülük üstlenemeyen bir sistemin ürettiği cümleler kesin anlamıyla kavramsal içerikten yoksundur.

2. “Yardımcı yapay zekâ” bir Truva atıdır. Yazarlar, otomasyon yanlılığının çoğunlukla doğru çalışan sistemlerin insan denetiminden hızla çıkmasına yol açabileceğini belirtir. Teknoloji bazı işleri kolaylaştırırken yeni görevler ve ek iş yükleri de doğurabilir. Bir işin makinelerle yapılması insan emeğinden ucuz hâle geldiğinde ise otomasyon, insan emeğinin yerini alma eğilimi gösterir. Kalabalık sınıflar, güvencesiz akademik istihdam ve standartlaşmış ölçme-değerlendirme bu dönüşüme zaten zemin hazırlamıştır. Sonunda makinelerin, yine makinelerin yazdığı ödevleri notlandırdığı bir üniversite ortaya çıkabilir.

3. Eğitim otomasyona direnir. Bunun üç nedeni vardır:

Bilmek, nasıl yapılacağını öğrenmekten ayrı değildir. Ryle’ın ayrımıyla, olgusal bilgi edinmek (“knowing that”) büyük ölçüde becerilere (“knowing how”) dayanır. Beceriler ise gözlem, bizzat uygulama ve uzmandan alınan geri bildirimle kazanılır. Yazmak da yalnızca düşünceyi aktarmak değil, aynı zamanda onu keşfetmektir. Yazmayı yapay zekâya bırakan öğrenci düşünmeyi öğrenmekte zorlanır; yapay zekâyı denetleyecek yetkinliği de kazanamaz.

Öğretmen entelektüel bir rol modeldir. İyi bir öğretmen, bir disiplinin nasıl yaşandığını gösterir: dürüstlüğüyle, merakıyla ve hakikate bağlılığıyla (Gaita, Biesta). Yapay zekâ kusursuz içerik üretse bile öğrenciye bir konuyu neden önemsemesi gerektiğini öğretemez.

Eğitim toplumsal bir süreçtir. Öğrenci, düşünceleri başkaları tarafından ciddiye alındığında entelektüel bir özne olarak tanınır (Hegel’in tanınma kavramı). Kimsenin öğrencinin emeğini ciddiye almadığı bir sistemde, öğrencinin de kendi düşüncesini ciddiye alması beklenemez.

İtirazlara yanıtlar Kitapların sözlerinin arkasında duran yazarları vardır; yapay zekânın ise yalnızca tasarımcıları. Erişim ve kişiselleştirme gerçek avantajlardır; ne var ki, yapay zekâ eğitime erişimi genişletirken daha düşük nitelikli bir eğitimin yaygınlaşmasına da yol açabilir. Üstelik açık erişimli kitaplar gibi düşük teknolojili seçenekler........

© Akademik Akıl