Bir Sağlık Kurumunda Yaşananların Sorgulattıkları: İnsan Yüreği Giderek Taşlaşıyor mu?
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Bir Sağlık Kurumunda Yaşananların Sorgulattıkları: İnsan Yüreği Giderek Taşlaşıyor mu?
Yazlıktayız. Kızımın bir şikâyetini danışmak üzere misafir hasta olarak yakındaki bir ASM’ye gidelim dedik.
Dışarısı yaklaşık 35 derece. İçeride klima çalışıyor. Salonda çoğu orta yaşın üzerinde insanlar, emekliler, kadınlar, birkaç genç ve çocuk… Girişte solda bir bilgisayar, önünde kimi yazılar… Ama masada sekreter ya da danışılacak bir görevli yok.
“Ne yapıyoruz?” diye sordum bekleyenlere.
Masanın üzerindeki defterden koparılmış bir kâğıdı gösterdiler:
“Oradaki listeye adınızı yazıyorsunuz.”
Kızımın adını yazdım tükenmez kalemle. Onuncu sıradayız.
Bilgisayarın önündeki A4 kâğıtta misafir hasta kayıtlarının saat 16.00’dan sonra açılacağı yazıyor. Başka bir açıklama yok.
Saat ilerledikçe salon kalabalıklaştı. Oturacak yer kalmadı. İnsanlar ayakta.
Saat 15.50’ye yaklaşınca masanın çevresinde hareketlenme başladı.
“Ben adımı yazmadım ama…”
“Ben senden önce geldim.”
“Daha on dakika var.”
Kâğıdın arka yüzüne kadar uzamış isimler…
Genç bir görevli gelip listeye baktı, birkaç soruya cevap verip içeri döndü. Az sonra bir başkası kâğıdı aldı, içeri götürdü, sonra yeniden masaya bıraktı.
Ama hâlâ süreci yöneten kimse yok.
Hastalar kendi düzenlerini kurmaya çalışıyor:
“Listeye göre gidilsin.”
Derken listede ilk sırada olan emekli bir bey gözlüklerini takıp bilgisayara T.C. numarasını yazmaya çalıştı.
İçeriden az önceki görevli geldi, nasıl yazılacağını gösterdi ve tekrar içeri döndü.
Daha ilk kişi işlemini tamamlamadan uğultular yükselmeye başladı.
Birisi isimleri okumaya başladı:
Ama hâlâ ortada kalabalık, karmaşa…
Tam o sırada bir kadın kalabalığın arasından geçip bilgisayarın başına geldi ve kendi T.C. numarasını yazdı.
“Adınızı listeye yazmadınız mı?”
“Biz de burada bekliyoruz…”
Kadın kimsenin yüzüne bakmadan kalabalığın arasından sıyrılıp bir kenara geçti.
Kendisine yönelen serzenişlerin, suçlamaların, hatta hakaretlerin arasında…
Mermer bir heykel gibi…
Benim gördüğüm, sol profilden dimdik duran yüzü…
Bir iki cümle söyledi. “Ben de erken geldim” gibi bir şeyler… Pek duyulmadı. Ona da aldırış etmedi.
Heykel gibi durmaya devam etti kalabalıktan bir adım ötede…
Ne hissettiğini, ne düşündüğünü çok merak ettim doğrusu.
Bir insan çevresindeki insanların hakkını, bekleyişini, tepkisini nasıl bu kadar kolay görmezden gelebilir?
Elbette o kadının kim olduğunu bilmiyorum. Hayatında neler yaşadığını, neden böyle davrandığını da…
Bir insanın tek bir davranışından kişiliği hakkında hüküm vermek de doğru olmaz.
Bütün bunlar olurken az ötedeki, görevlilerin girip çıktığı doktor odasının açık kapısından baktım içeri.
“Burada bir karmaşa var. İlgilenecek biri var mı?” diye sordum.
Aldığım cevap daha da düşündürücüydü:
“Her gün böyle burası. Daha ne kavgalar oluyor… Bugünkü bir şey değil.”
Sanki bir kabullenilmişlik…
Ve belli ki asıl mesele yalnızca sıra kavgası değil, düzendeki boşluk…
Sahipsiz kalmış bir süreç…
Kendi düzenini kurmaya çalışan kalabalık…
Birbirini denetlemeye çalışan kırgın, kızgın, hasta ve yorgun insanlar…
Sonra aldım sıra kâğıdını ve sınıftaki öğretmen ses tonumla okumaya başladım:
Anladım ki sekizinci kişi, az önce sırayı bozan kadınmış.
Yalnızca birkaç kişinin önüne geçmiş…
Sonra bir düzen oluştu.
İnsanlar yavaş yavaş sustu.
Derken eşim seslendi:
“Bizim adımız yandı.”
Kâğıdı bekleyen hastalardan birine verdim ve biz girdik içeri…
Akşam eşimle yaşananları konuşurken bana fark etmediğim bir şeyi hatırlattı.
Bilgisayarın önündeki “Misafir hasta kayıtları saat 16.00’dan sonra yapılacaktır” yazısının hemen yanında başka bir uyarı daha varmış.
Sağlık çalışanına şiddet uygulanması hâlinde, hekim şikâyetçi olmasa bile işlem yapılacağı yazıyormuş.
Muhtemelen boşuna konulmamış o yazı.
Elbette sağlık çalışanlarının yaşadığı baskıyı, yoğunluğu, yorgunluğu ve zaman zaman uğradıkları şiddeti görmezden gelmek mümkün değil.
Duvarda şiddet olduğunda ne yapılacağı yazılmış.
Peki şiddeti, öfkeyi ve çatışmayı daha ortaya çıkmadan önleyecek düzen sağlanmış mı?
Çünkü sağlık iletişimi yalnızca hekimle hastanın konuşması değildir. Hastanın kuruma........
