Kaygılar-Umutlar
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Sıklıkla karşılaştığımız durum şudur: Bir işe müdahil olma günü geldiğinde etrafımızda kimseyi bulamayız; yola çıkıp gitmeye çalışırken de iş yapması gerekenlerin durup akıl vermeye yeltendiğini görürüz. “Keşke” dememek adına, göreve yeni getirilenlere bir öneri niteliğinde, içinde bulunduğum duruma ilişkin kaygılarımı ve umutlarımı sizlerle paylaşmak istedim.
Her yeni başlangıç, ümit etmek için yeni bir nedendir; zira ümmet olarak buna ihtiyacımız var. Bu coğrafyada doğru iş yapan, yetkin, yetenekli, istikrarlı ve tutarlı insanlara sahip olduğumuzu görmek istiyoruz. Doğruyu yanlıştan ayıracak mantığa ve samimiyete sahipseniz, aranan insan siz olabilirsiniz. Buna ek olarak doğru iş yapma, suçluyla mücadele etme, hakikat için savaşma ve üst düzey iletişim becerilerine de sahipseniz, grup liderliği tam size göre demektir.
Hz. Ömerler birer tarihsel mit değil, kanlı canlı yaşamış insanlardır; bunların güncellenebilen gerçeklikler olduğunu bu yüzyılda yeniden görmek ve göstermek zorundayız. Bana göre Hz. Ömer’i konuşmamızı sağlayan, onun kurduğu kadrolar ve bu kadroyu idare etme becerisidir. Tribünde var olandan şikâyet eden, fakat kendisine fırsat verildiğinde seküler selefine rahmet okutan beceriksiz bir insanlar topluluğu olmadığımızı göstermeliyiz. Muhalefette Müslüman, iş başında ise ihmalkâr, hileci, Makyavelist yöneticiler görmekten bıktık. Musluk başında da Müslüman kalınabildiğini göstermek zorundayız; insanlığın buna ihtiyacı var. Aksi durum İslamcılığın değil, İslam’ın ölümü olacaktır; zira bu durumda teori, temsilcisi kalmamış bir yapıya dönüşür.
Fırsat her zaman ayağımıza gelmez. Bu yüzden, hayalini kurduğumuz ve dünden bugüne şikâyet ettiğimiz zaaflardan uzak durarak sonucu değiştirebiliriz. Başarı günümüzde temenni edilen değil, planlanan bir şeydir. Kıble ehli artık bunu öğrenmeli, her defasında kadere sığınmaktan vazgeçmeli ve sorumluluğu kuşanmalıdır. İmza yetkisine sahip birey, seçtiği kadroların da hesabını Allah’a vereceğini bilmelidir. “Bizim cemaat, bizim parti, bizim takım” anlayışları terk edilerek, işi yapacak en iyi personel tercih edilmelidir. Önceliğimiz, alanının en yetkin, projesi, azmi ve enerjisi olan; imkân dilenmeyen, imkân üreten çalışkan insanlar olmalıdır. Takımınızı kurarken önceliklerinizin sonucu belirleyeceğinden kuşkunuz olmasın. Bir kurumun ruhunu, o kurumu oluşturan kitlenin müşterek ruhu belirler. Derdi ve davası olmayan insanlarla yol gitmek zordur; bu yüzden ikna edilmişlerle değil, inanmışlarla yürümelidir.
Ülkemizde akademik camia, ne yazık ki sadece ortalama bir zekâ ile gelip yeteneklerinin üzerine yatanlardan kurulu bir yer olarak görev yapmaktadır. Durumun böyle olmayıp çalışkanlığıyla vaziyeti değiştirenlerin oluşturduğu bir topluluk olduğu ima edilmeli, bu tür kadrolarla mevcut yapılar rahatsız edilmeli ve kendilerinden kuşku duymaları sağlanmalıdır. Ancak bu koşulda pozisyonlarını değiştirip üretime katkı vereceklerdir.
Akademiye geçmek için kendilerini biraz yoran, hayatının bundan sonrasını ise dinlenerek geçiren bir kitle var. Yirmi beşinde ölmüş, fakat yetmiş beşinde ancak defnedilecek olan bu kitle, ülkemiz akademisinde kahir ekseriyettir. Bu kitle, çalışmaya karşı olduğu gibi, çalışan kitleleri de zehirlemektedir. Zira çalışanların kendi durumlarından şüpheye düşmelerine neden oldukları için onlara düşman olan bu grup, kendilerine tembel olduklarını hatırlatacak olanları kendilerine benzetmek konusunda oldukça mahirdir. Buna önlem alınmalı, üretim bantlarının başında olmak bir biçimde teşvik edilmelidir.
Koşanlardan kurulu, enerjileri yüksek, başarıya aç bir topluluk, uyumakta olan yüksek özgüvenli bu toplumu ancak uyandırabilir. Çalışkanlığı sadece bir araç olarak görenler değil; çalışkanlığı bir hayat biçimi olarak yaşayanlar olmalıdır bu kitle. Eve iş götüren, ürettiği bilgiyi sokağa da taşıma gayreti olan insanlar olmalıdır bunlar.
Akademik kabullerde mesleği ilahiyatçı olanlardan uzak durulmalı, ilahiyatçılık meşgalesi olanlar tercih edilmelidir; yani lejyoner zihniyetlilerden kaçınılmalıdır. Bu dinin mükellefi olduğunun farkında olan ve bunun için bir şeyler yapamamayı sinesinde bir dert olarak yaşayan insanlar aranmalıdır. Eve ekmek götürmek için mesai sarf edenler, donanımına bakılmaksızın bu yeni yapıda yer almamalıdır.
Bir liderin en zor görevi, çevresindeki kalabalığı bir ekibe dönüştürmektir. Bu seçimde önceliğiniz, sadece yetenekli değil, aynı zamanda çalışkanlığı hayatının merkezine oturtmuş, dinamik ve “koşan” bir ekip olmalıdır. Başarı bir günde elde edilmez; her gün atılan küçük adımların toplamıdır. Bir üniversiteyi sıradanlıktan kurtaracak olan da........
