menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İstanbul’da Güvenlik Krizi, Suç Dinamikleri ve Bölgesel Seyreltme Odaklı Tersine Göç Stratejisi

7 0
28.08.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

İstanbul’da Güvenlik Krizi, Suç Dinamikleri ve Bölgesel Seyreltme Odaklı Tersine Göç Stratejisi

İstanbul’da halen yürütülen yerinde dönüşüm projeleri, illegal yapıların elini güçlendirecek şekilde körtepe (kör toplal) ilerliyor. Ortaya çıkacak fiili durumları bekleyip görmek yerine, henüz her şey bitmeden bir şeyleri düzeltme imkânı olduğunu düşünüyoruz. Hâlihazırdaki model; mevcut mahalle dokusunu korumak, “Yarısı Bizden” ve benzeri kampanyalarla finansman ile hibe destekleri sağlamak ve yapım sürecinde kira yardımı sunarak mağduriyetleri minimize etmek parametreleriyle ilerliyor.

Tarihsel süreçte yaşanan kontrolsüz göç dalgaları, aşırı nüfus yığılması ve kentsel ayrışma neticesinde İstanbul; derin bir kentsel, ekonomik ve güvenlik kriziyle karşı karşıya kalmıştır. Şehirdeki yüksek nüfus yoğunluğu ve derinleşen sosyo-ekonomik uçurumlar; suç oranlarının artmasına, mahalle düzeyinde gettolaşmaya ve kentsel alanlarda mafyatik örgütlenmeler ile kayıt dışı hesaplaşmaların yaygınlaşmasına zemin hazırlamıştır. Öte yandan yaklaşan büyük deprem riski ve kontrolden çıkan kira fiyatları bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Kentsel dönüşüm süreçlerini yalnızca bir yapı yenileme projesi olarak değil, kenti güvenlik krizinden çıkaracak demografik seyreltme ve Anadolu’ya gönüllü tersine göç teşvikleri ekseninde bütüncül bir model olarak ele almamız gerekmektedir.

Polisiye tedbirlerle başedebilirlik sınırının ötesindeki İstanbul’da iş olanakları iç göçü tetiklemiş, yoğun nüfus ise fırsatçıları alana davet etmiştir. Ortaya çıkan tablo; avcı ve avla dolu bir alanda her yeni gün yeni mağduriyetlerin doğması mukadder bir görünüm almıştır. 1980’li ve 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere terör sebebiyle yaşanan kitlesel iç göç dalgaları, İstanbul’u planlı bir kentleşme sürecine sokmak yerine aşırı ve kontrolsüz bir nüfus merkezine dönüştürmüştür. Sosyal entegrasyon politikalarının yetersizliği ve kentsel altyapının hızla çökmesi, kentin çeperlerinde gettolaşmış, devlet otoritesinin zayıfladığı marjinal alanlar yaratmıştır. Devletin planlamaktan ziyade sadece onaylamakla yetindiği bu göçlere yoğun üniversite popülasyonu da eklemlenmiştir. Oysa daha tenha ve butik şehirlere üniversitelerin yönlendirilmesi ve bu yöndeki yatırımların teşviki hem bölgesel kalkınmayı güçlendirecek hem de İstanbul’un tarihi yarımadasını bu yönetilemez göçlere karşı daha korunaklı tutabilecekti. Aşırı göç ve gettolaşma, kamusal denetim kaybını; kamusal denetim kaybı, mafyatik yapılanma ve suç artışını; onlar da nihayetinde toplumsal güvenlik krizini tetiklemiştir.

Karşı karşıya bulunduğumuz durum, temel bir planlama ve iskân sorununun çıktısıdır. Siyasetin oy kaygılarıyla bu sorunu ele alması ve gerçekçi çözümler önermesi ise olası görünmüyor. Siyasi kadroların bu dev ur karşısındaki tutumunun, onlara ulufe vermekten başka olması beklenemez. Günümüzde İstanbul; çeteleşme ve mahalle tabanlı kayıt dışı adalet arayışları sebebiyle mafyatik çözümleri daha fazla gündemine almış durumdadır. Asayiş krizleriyle kriminalize olmuş bir dev şehir, siyasi kadroların sağlıklı bir biçimde ele alabilir olma sınırını çoktan aşmıştır. Bu durum, barınma krizinin yarattığı ekonomik çaresizlikle birleştiğinde toplumsal aidiyeti yok etmekte ve suç üretme potansiyelini katlamaktadır.

İstanbul’daki mevcut tablo üç ana kriz ekseninde kesişmektedir. Birincisi, kriminal risk ve kamusal düzendir. Yüksek nüfus yoğunluğu ve kontrolsüz mekânsal büyüme, kolluk kuvvetlerinin denetim kapasitesini zorlayacak boyutlara ulaşmıştır. Devam eden sosyo-ekonomik sıkışmışlık, yeraltı ekonomisini ve mafyatik yapıları alternatif bir güç odağı haline getirmektedir. Artan bu yapılara karşı devlet rutini üzere kamu güvenliği için yeni personeli kolluk kuvveti olarak bölgeye seferber etmektedir; fakat artan nüfus, konut yetersizlikleri başta olmak üzere merdiven altı üretimleri gündeme getirmekte ve devletin memurlarına ödediği maaşlar yetersiz kalmaktadır. Bu durum ek işleri, usulsüz kazançları ve rüşveti tetikleyen bir döngüye çanak tutmakta, kolluk kuvvetlerinin mafya ile işbirliği yaptığı ortamlara rastlanmasını muhtemel kılmaktadır.

İkincisi, afet ve asayiş zafiyetidir. Artan nüfusu sağlıklı biçimde yönetip yönlendirmek her zaman mümkün olmamakta, bu yüzden devlet normalde onaylamayacağı şeyleri zorunlulukların eşliğinde tolere etmektedir. Zorunluluklar, görmezden gelmeyi ve göz yummayı beraberinde getirmektedir. Yoğun kalabalıklar kontrolü güçleştirmekte, teftişi ise çoğu zaman imkânsız kılmaktadır. Suçluyu caydırma olanaklarının azaldığı ortamlarda suçlular daha cesur ve daha pervasızdır; çünkü tecrübeyle bilmektedirler ki yaptıkları yanlarına kâr kalacaktır. Gün ortası gasp ve kapkaçların yaşanmasını başka türlü izah etmek mümkün değildir. Sair zamanlarda da güvenli bir şehir profili çizmeyen bu metropolde, olası bir büyük deprem anında bu kadar yüksek ve kriminalize olma riski bulunan bir nüfusun tahliyesi ve güvenliğinin sağlanması imkânsız hale gelebilir. Afet sonrası oluşabilecek yağma ve güvenlik krizleri, en az........

© Akademik Akıl