Kuduz aşısını İstanbul’a getiren iki tavşan
1886 yılının Aralık ayında, üç Osmanlı hekimi altı ay kaldıkları Paris’ten, Louis Pasteur’ün laboratuvarından İstanbul’a dönmüştü. Heyetin başında Mekteb-i Tıbbiye hocalarından Aleksandr Zoeros Paşa vardı; yanında Doktor Hüseyin Remzi Bey ile Baytar Hüseyin Hüsnü Bey bulunuyordu. Yanlarında bir de iki tavşan getirmişlerdi. İkisine de kuduz virüsü zerk edilmişti.¹
Bir buçuk yıl önce, Temmuz 1885’te Pasteur kuduz aşısını ilk kez bir insana uygulamıştı. İlk hasta, kuduz bir köpeğin 14 yerinden ısırdığı dokuz yaşında bir çocuktu. Çocuk yaşamış, haber dünya basınını dolaşıp İstanbul’a da ulaşmıştı.² Abdülhamid önce Pasteur’ü Türkiye’ye davet etmişti. Davete olumlu yanıt alamayınca, Haziran 1886’da bu üç hekimi Paris’e göndermişti.³ Heyet giderken yanına Pasteur’e takdim edilmek üzere birinci dereceden bir Mecidî nişanı ile kurulmakta olan enstitüye bağış olarak on bin frank almıştı. Nişan ve bağış, Osmanlı hekimlerine laboratuvarda ayrıcalıklı bir yer açmıştı. Zoeros Paşa çalışmaları İstanbul’a yazdığı raporlarla bildiriyordu. Bu yazışmalarda küçük bir gözlem de var. Laboratuvara Amerika’dan ve Avrupa’nın her yerinden hekimler geliyordu, ama aralarında tek bir Alman yoktu. Heyet bunu Pasteur’ün Fransızlığına yormuştu.⁴
Peki neden tavşan? Pasteur kuduz deneylerine köpeklerle başlamıştı, ama kudurmuş bir köpekle çalışmak tehlikeli, köpek beslemek masraflı, salyasından virüs almak başlı başına bir cesaret işiydi. Tavşan ise ucuzdu, küçüktü, laboratuvarda kolayca çoğalıyordu. Üstelik kuduz, tavşanda hastalığın saldırgan biçimini değil felçli biçimini ortaya çıkarıyordu. Hasta tavşan ısırmıyor, sessizce yatıyordu. En önemlisi de şuydu. Virüs tavşandan tavşana aktarıldıkça hastalığın kuluçka süresi kısalıyor ve sabitleniyordu; Pasteur böylece elinde her seferinde aynı biçimde davranan, güvenilir bir virüs tutabiliyordu. Aşıyı da bu tavşanların kurutulmuş omuriliklerinden hazırlıyordu. Kurutma süresi uzadıkça virüs zayıflıyor, hastaya önce en zayıfı, gün gün daha kuvvetlisi veriliyordu.⁵ Aşı yani bir şişede değil, canlı bedenden canlı bedene geçerek yaşıyordu. İstanbul’da üretilecekse virüsün de İstanbul’a gelmesi gerekiyordu. Tavşan bunun için de biçilmiş kaftandı. İki köpekle........
